yüzeybilim fragmanlar – tabutmag forum
Rizomatik varoluş bizi doğrudan Virginia'ya götürüyor: İşte şizo bir rüya anlatısı:

“Bir çöl var. Ama yine de 'bir çöldeyim' diyebilmem mümkün değil, ya da hiçbir anlam taşımıyor. Panorama halinde bir çöl görüntüsü... ama ne trajik ne de ıssız bir çöl. Bir çöl olması yalnızca turuncu renginden ve gölgesiz, parlak güneşten geliyor. İçinde hiç te sakin olmayan kalabalıklar var; bir arı öbeği, bir futbol takımı ya da bir Tuareg grubu. Ben kalabalığın kıyısında, çevredeyim; ama ona aitim, uçlarımdan biriyle, bir el ya da ayakla ona bağlıyım. Biliyorum ki çevre durabileceğim tek yer... biliyorum ki kalabalığın ortasına düşmeye kendimi bıraktığım anda yok olacağım. Ama kalabalığı terk ettiğim ya da onu başını alıp gitmeye bıraktığım anda da yok olacağımı biliyorum. Bu konumda durmak hiç kolay değil, hatta inanılmaz ölçüde zor. Çünkü bu varlıklar sürekli hareket halindeler ve hareketleri önceden tahmin edilemiyor ve belli bir ritimleri de yok. Dönüp duruyorlar, kuzeye gidiyorlar, sonra aniden, batıya yöneliyorlar. Kalabalıktaki bireylerden hiçbiri diğerine göre aynı konumda kalmıyor asla. Bu yüzden ben de sürekli bir hareket içindeyim; bütün bunlar çok büyük bir gerilim yükü taşıyor, ama aynı zamanda bana çok güçlü, neredeyse karşı durulmaz bir mutluluk duygusu da veriyor...”

Fanny Deleuze'ün bu rüyası Virginia'nın rizomunun macerasına ne kadar da benziyor: Kalabalıktan tümüyle ayrı olmakla birlikte tümüyle onun bir parçası olmak; onun eşiğinde durmak... Virginia ile gezintiye çıkmak ve onun gibi, hiçbir zaman “ben şuyum ben buyum” dememek!

syf•360—361

Ulus Baker
Yüzeybilim — Fragmanlar

Derleyen: Ege Berensel
iletişim Yayınları
ethica okumaları iv
ulus baker

en zor kavram olarak memnuniyet!

biraz önce sunduğum spinoza özetindeki son üç bölümü kateden vazgeçilmez bir kavram var: acquiescentia. latince sözlük anlamını "doyum" diye verebilirsiniz, ama bu tür bir tercümeyle hiçbir şey anlamamış olursunuz. "memnuniyet" kelimesi önersek bu kez suratlardaki o aptalca gülücükle bezenmiş genel budalalığı hissetme tehlikesi belirecektir. çünkü öneri spinoza'nın ilk eserlerinden birinde beliriyordu ve kelimenin manasını zorlamak gerektiğini açık ediyordu: "sonuçta gerçekten iyi, insanlara iletilebilir, ve ruhun, geriye kalan her şeye boşvererek sadece onunla etkilenebileceği bir şeyin bulunup bulunmadığını araştırmaya karar verdim; dahası, keşfedilmesi ve edinilmesi bana ebediyete kadar en yüksek ve sürekli bir sevinç verecek bir şeyin olup olmadığını sordum kendime..." (spinoza, kavrama gücünün tamiratı üzerine deneme) ama işte burada "edinilme" diye tercüme etmek zorunda kaldığım sözcük tam da bu "acquiescentia" edinme, doyma, memnuniyet. bu semantik şebekenin tümünü birden devreye sokmazsak spinoza felsefesinden hiçbir şey anlayamayız. spinoza farkındadır ki insanlar da bütün varlıklar gibi varlıklarında direnmeye çabalarlar ellerinden geldiğince ve ilk bakışta "çuvallamaları" mukadder gibidir. ama bilinmesi gerekir ki, bir çaba sarfetmiyor olsaydık "doyamazdık" ve hiçbir şeyi edinemezdik. başka bir deyişle acquiescentia bir çabaya karşılıktır, kendiliğinden gelen bir durum değildir. ama bu aynı zamanda "yatışmadır" da... çünkü her çaba kendi maksimum sürekliliğini garantileyecek bir düzende ve dünyada yaşamayı istemek yönündedir (genellikle böyle olmaz, ama hep bunu isteriz). bu "ruh dinginliği" hali galiba ta baştan beri spinoza'nın hedefidir ve kullandığımız bu kavramın başka bir ifadesidir.

hemen farkedebileceğimiz bir şey, "mutluluk" sorununun basitçe diğer sorunlar arasında bir sorun olmakla kalmadığı, her şeyi bir yana bıraktığımız esas sorun olduğudur. gerçekten de mutluluk yalnızca olağan düşüncenin değil, birçok felsefenin de kabul ettiği gibi çevresinden dolanamayacağınız, ya da dolaşırken "en yüksek mutluluk" (tanrı vesaireyle birlikte) gibi bir terkiple katlanılabilir hale getirmek zorunda olduğunuz bir haldir. bu demektir ki, bir özne veriliyse onun mutluluğunun nihai bir değer olarak kabul edilmesi a priori bir gerçeklik gibidir. o kadar ki mutluluğun zıddı da yok gibidir: birisini mutsuz etmek ancak sizin aynı oranda bu durumdan mutluluk duyabilmeniz sayesinde mümkün hale gelir.

acquiescentia ilk başta mutluluğun sürekliliği gibi düşünülebilir. oysa spinoza çok kolay gösteriyor ki öyle değildir —çok basit bir nedenle: sürebilmesi için önce mutluluğun olması gerekir. o halde spinoza'nın ahlak felsefesi basit ve yalın bir "hazcılık" (hedonizm) olarak düşünülmemeli. başka bir deyişle doyumlarımızın peşinde koşuşturup durdukça, "hayata yapıştıkça" mutlu filan olmuyoruz, olsa olsa mutluluğun yerine koyduğumuz birtakım hazların gergin ve belirsiz dünyasında yaşayıp gidiyoruz. ama spinoza'nın ahlak anlayışı diğer kutupta da değildir —yani tam anlamıyla rasyonel, hazlar ve arzuların doyurulması yönünde mutlak bir iradeye dayanan bir ahlak da sunmaz bize. spinoza tutkular üstünde mutlak bir hakimiyetin (irade diyorlar buna) asla kurulamayacağının iyice farkındaydı. peki o zaman rasyonalizmle tutkular arasında gidip gelen bir belirsizliği mi veri almalıyız? kısmen, çünkü çoğu insanın olağan günlük hayatı bu durumdadır. ama etik açısından tümüyle farklı bir durum söz konusudur: spinoza hiçbir zaman tutkuları reddetmeye kalkışmadı, çünkü böyle bir irade zaten asla mümkün olamazdı. o halde bütün etik sevinç duygularını yaşamaya, kederli duyguları ise azaltmaya yönelik olmalıydı.

acquiescentia: spinoza sevinçli ve neşeli duyguların filozofu olarak bilinir ve bu yüzden de suçlanır... çünkü karşıtları sevinçli duyguların insanları ve oluşturdukları toplumları kuvvetlendirdiğini, onları kolay kolay "yönetilmez" kıldığını da bilirler. şimdilik "memnuniyet" diye —geçici olarak— tercüme etmeyi sürdüreceğim acquiescentia terimi ilk kez descartes tarafından "kendi halinden memnun olmak" anlamında kullanılmıştı.

syf. 83—85

ulus baker
yüzeybilim fragmanlar

i̇letişim yayınları