don – tabutmag forum
apansız çöküveren kaba huzurda kavrayıverdi beni, sadece bileklerime varıncaya kadar da değil, muazzam bir huzursuzluk. bu odayı bir deli gömleği gibi geçirdim üstüme, ve şimdi de çıkarmam gerekiyor, bırakın ineyim aşağıya, duygusu.

s.14
thomas bernhard
don

çeviren: mustafa tüzel
yky
"Her şey her zaman bulanıktı benim için" diyor. Çocukluğumdan bir kesit sundum ona. Bunun üzerine dedi ki: "Her çocukluk aynıdır. Yalnızca birisi sıradan, diğeri yumuşak, bir başkası da şeytani bir ışık altında görünür."

s.18
Thomas Bernhard
Don

Çeviren: Mustafa Tüzel
YKY
"Hiç gerçekten mutlu oldunuz mu? Mutluluğun ne demek olduğunu anladınız mı? Bir daha kurtulacağınıza asla inanmadığınız bir durumdayken?" Dedi ki: "Soruma bir yanıt istemi­ yorum."

Bir evin girişinde kunduracıyla sohbet eden hayvan gömücüye rastladıktan sonra, papazın evine ve oradan, düşkünler evinin bahçesinden geçerek köy meydanına geri geldik. "Gece, penceremi açışımı duyuyor musunuz?" dedi. "Sık sık kalkıyorum ve penceremi açıyorum. İleri geri, aşağı yukarı yürüyorum. Ama sakinleşemiyorum. Boğulacakmışım gibi geliyor bana: ama içeriye soğuk girdiğinde, başım daha da kötüleşiyor. Soğuk hava beni yeniden kendime getirecek sanıyorum, bir saatin kurulunca yeniden çalışmaya başlaması gibi. Oysa bu bir yanılsama yalnızca. Yeniden kendime gelmek için gösterdiğim çabalar ve yaptığım hileler, gittikçe zorlaşıyor. Bir saat mekanizması gibi, evet. Bu tamamen basit bir benzetme olsa da, konuşurken sadece tamamen basit benzetmeler kullanmaktan yanayım, tutunmak için tamamen yalın kazıklar... Uykusuzluk nedir bilmiyorsunuzdur herhalde. Her halükârda, uykusuzluktan şikâyetçi değilsiniz. Şimdi her şey eziyet veriyor bana, bakıp da içine atlayamadığı bir ırmağın insana eziyet verişi gibi. İnsanlarla ve geçmişleriyle bağlantılı iğrenç odaklar. Başarılmış hiçbir şey görmüyorum." Sonra, yeniden karaçam ormanına geldiğimizde: "Herkes bekliyor mu? Herkes benim gibi, her şeyi değiştiren, parçalayan, her şeye son veren bir şeyi bekliyor mu? Başka bir düzlemde ya da çok aşağılarda devam ettiren?" Bu sırada postacıya rastladık, handan geliyordu ve eliyle kasketine dokunarak bize selam verdi. Konuşmadan. Postacı iyice uzaklaştığında, ressam dedi ki: “Çoğu gibi, o da bu köpek hareketlerini yapıyor, bu köpek pati vuruşlarını. Karısından nefret ediyor. Çocuklarından nefret ediyor. İçiyor. Kuyruk sallıyor. İnsan insanın ideal cehennemidir. İnsanlar için her şey, oldukları gibi olmanın olgusal bir nedenidir." Kuru ot yığınının önünden geçiyorduk. Sonra çabucak hana vardık.

s.188-189
Thomas Bernhard
Don

Çeviren: Mustafa Tüzel
YKY
“Öyle bir zaman oldu ki, kendimi böyle kafasızca kendi içimde kaybetmeyi mümkün görmedim” diyor ressam. Ayakta duruyor, hava alıyor ve diyor ki: “Keyfim yerinde olabilirdi. Peki keyfim neden yerinde değil? Can sıkıntısı yok, endişe yok. Ağrılar yok. Tedirgin eden bir şey yok. O anda başka birisiymişim gibi. Evet, ben kendimim. Bakın: bütün yaşamım boyunca!... Ve hiçbir zaman şen şakrak olmadım! Hiçbir zaman! Neşeli olmadım! Mutlu denilen biri olmadım. Çünkü olağandışına, özgün olana, eksantrik olana, bir defalık ve ulaşılmaz olana düşkünlük, her yerde, tinsel azaplarda bile söz konusu olan bu düşkünlük her şeyimi mahvetti. Bir parça kâğıt gibi paramparça etti her şeyimi! Korkum, üzerinde düşünülmüş, parçalara ayrılmış, lime lime edilmiş, ayrıntılarına bölünmüş bir korkudur, alçakça değil. Kendimi sürekli sınıyorum, evet, işte bu! Hep ardımdan koşuyorum! İnsanın kendini bir kitap gibi açmasını ve içinde sürekli baskı hataları keşfetmesinin nasıl bir şey olduğunu düşünebilirsiniz, art arda, her sayfada baskı hatası kaynıyor! Yine de her şey, bu yüzlerce ve binlerce baskı hatasına karşın, ustaca! Ustalık ürünlerinin art arda sıralanışı söz konusu... Ağrılar aşağıdan yukarıya çıkıyor ve yukarıdan aşağıya iniyor ve insan ağrıları oluyor. Dört bir yanda, etrafımı çeviren duvarlara çarpıyorum. En katıksız harç insanı benim! Ama yine de çoğu kez, kendi kahkahamın ardında sakınıyorum kendimi!

Şimdi ne duyduğumu biliyor musunuz? Büyük düşüncelere karşı suçlamalar duyuyorum, büyük düşüncelere karşı muazzam bir mahkeme kuruldu, yavaş yavaş bütün büyük düşüncelere dava açıldığını duyuyorum. Hep daha çok sayıda büyük düşünce tutuklanıyor ve hapishanelere sevk ediliyor. Büyük düşünceler korkunç cezalara çarptırılıyorlar, biliyorum!

Duyuyorum! Büyük düşünceler sınırlarda tutsak ediliyor. Birçokları kaçıyor, ama peşlerinden yetişiliyor ve dövülüyorlar ve cezaevlerine koyuluyorlar! Müebbet, diyorum, müebbet hapistir, büyük düşüncelere verilen en hafif ceza. Büyük düşüncelerin avukatları yok. Onları görev icabı savunacak kıytırık bir avukat bile yok. Savcıların büyük düşüncelere karşı harekete geçtiklerini duyuyorum. Polisin büyük düşüncelere tahta coplarıyla vurduğunu duyuyorum! Polis büyük düşünceleri her zaman şiddetle bastırmıştır! Büyük düşünceleri içeri tıkmıştır! Çok geçmeden bütün büyük düşünceler içeri tıkılmış olacaklar! Artık tek bir büyük düşünce bile özgür olmayacak! Duyunuz! Görünüz! Bütün büyük düşüncelerin her zaman ilkesel olarak kafasına vurulmuştur! Duyunuz!”

s.33—34

Thomas Bernhard
Don

Türkçesi: Mustafa Tüzel
YKY