“Öyle bir zaman oldu ki, kendimi böyle kafasızca kendi içimde kaybetmeyi mümkün görmedim” diyor ressam. Ayakta duruyor, hava alıyor ve diyor ki: “Keyfim yerinde olabilirdi. Peki keyfim neden yerinde değil? Can sıkıntısı yok, endişe yok. Ağrılar yok. Tedirgin eden bir şey yok. O anda başka birisiymişim gibi. Evet, ben kendimim. Bakın: bütün yaşamım boyunca!... Ve hiçbir zaman şen şakrak olmadım! Hiçbir zaman! Neşeli olmadım! Mutlu denilen biri olmadım. Çünkü olağandışına, özgün olana, eksantrik olana, bir defalık ve ulaşılmaz olana düşkünlük, her yerde, tinsel azaplarda bile söz konusu olan bu düşkünlük her şeyimi mahvetti. Bir parça kâğıt gibi paramparça etti her şeyimi! Korkum, üzerinde düşünülmüş, parçalara ayrılmış, lime lime edilmiş, ayrıntılarına bölünmüş bir korkudur, alçakça değil. Kendimi sürekli sınıyorum, evet, işte bu! Hep ardımdan koşuyorum! İnsanın kendini bir kitap gibi açmasını ve içinde sürekli baskı hataları keşfetmesinin nasıl bir şey olduğunu düşünebilirsiniz, art arda, her sayfada baskı hatası kaynıyor! Yine de her şey, bu yüzlerce ve binlerce baskı hatasına karşın, ustaca! Ustalık ürünlerinin art arda sıralanışı söz konusu... Ağrılar aşağıdan yukarıya çıkıyor ve yukarıdan aşağıya iniyor ve insan ağrıları oluyor. Dört bir yanda, etrafımı çeviren duvarlara çarpıyorum. En katıksız harç insanı benim! Ama yine de çoğu kez, kendi kahkahamın ardında sakınıyorum kendimi!
Şimdi ne duyduğumu biliyor musunuz? Büyük düşüncelere karşı suçlamalar duyuyorum, büyük düşüncelere karşı muazzam bir mahkeme kuruldu, yavaş yavaş bütün büyük düşüncelere dava açıldığını duyuyorum. Hep daha çok sayıda büyük düşünce tutuklanıyor ve hapishanelere sevk ediliyor. Büyük düşünceler korkunç cezalara çarptırılıyorlar, biliyorum!
Duyuyorum! Büyük düşünceler sınırlarda tutsak ediliyor. Birçokları kaçıyor, ama peşlerinden yetişiliyor ve dövülüyorlar ve cezaevlerine koyuluyorlar! Müebbet, diyorum, müebbet hapistir, büyük düşüncelere verilen en hafif ceza. Büyük düşüncelerin avukatları yok. Onları görev icabı savunacak kıytırık bir avukat bile yok. Savcıların büyük düşüncelere karşı harekete geçtiklerini duyuyorum. Polisin büyük düşüncelere tahta coplarıyla vurduğunu duyuyorum! Polis büyük düşünceleri her zaman şiddetle bastırmıştır! Büyük düşünceleri içeri tıkmıştır! Çok geçmeden bütün büyük düşünceler içeri tıkılmış olacaklar! Artık tek bir büyük düşünce bile özgür olmayacak! Duyunuz! Görünüz! Bütün büyük düşüncelerin her zaman ilkesel olarak kafasına vurulmuştur! Duyunuz!”
s.33—34
Thomas Bernhard
Don
Türkçesi: Mustafa Tüzel
YKY
Şimdi ne duyduğumu biliyor musunuz? Büyük düşüncelere karşı suçlamalar duyuyorum, büyük düşüncelere karşı muazzam bir mahkeme kuruldu, yavaş yavaş bütün büyük düşüncelere dava açıldığını duyuyorum. Hep daha çok sayıda büyük düşünce tutuklanıyor ve hapishanelere sevk ediliyor. Büyük düşünceler korkunç cezalara çarptırılıyorlar, biliyorum!
Duyuyorum! Büyük düşünceler sınırlarda tutsak ediliyor. Birçokları kaçıyor, ama peşlerinden yetişiliyor ve dövülüyorlar ve cezaevlerine koyuluyorlar! Müebbet, diyorum, müebbet hapistir, büyük düşüncelere verilen en hafif ceza. Büyük düşüncelerin avukatları yok. Onları görev icabı savunacak kıytırık bir avukat bile yok. Savcıların büyük düşüncelere karşı harekete geçtiklerini duyuyorum. Polisin büyük düşüncelere tahta coplarıyla vurduğunu duyuyorum! Polis büyük düşünceleri her zaman şiddetle bastırmıştır! Büyük düşünceleri içeri tıkmıştır! Çok geçmeden bütün büyük düşünceler içeri tıkılmış olacaklar! Artık tek bir büyük düşünce bile özgür olmayacak! Duyunuz! Görünüz! Bütün büyük düşüncelerin her zaman ilkesel olarak kafasına vurulmuştur! Duyunuz!”
s.33—34
Thomas Bernhard
Don
Türkçesi: Mustafa Tüzel
YKY