ve yüzlerimiz, kalbim, fotoğraflar kadar kısa ömürlü – tabutmag forum
aşkın karşıtı nefret değil, ayrılıktır. aşk ve nefrette ortak olan şey her iki durumun da taşıdığı enerjidir: sevenle sevileni, nefret edenle nefret edileni bir araya getirip bağlayan enerji. her iki tutku da ayrılıkla sınanır.

john berger,
ve yüzlerimiz, kalbim, fotoğraflar kadar kısa ömürlü (1984)
Seni algılayışım aynı ya da ayrı yerlerde oluşumuza göre değişiyor. Yani, sen diye tanıdığım iki kişi var.

Benden uzakta olduğunda bile, benim için varsın. Varlığının bu şekli çok-biçimli: Sayısız imgeler, geçişler, anlamlar, bildiğimiz şeyler ve yerlerden oluşmakta, ama her şeyin altını çizen şeyse, her yere yayılmış yokluğun. Sanki sen bir mekâna dönüşmüşsün, hatların da ufuk olmuş. İşte o zaman bir ülkede yaşar gibi yaşıyorum içinde. Sen her yerdesin. Fakat bu ülkede seninle asla yüz yüze gelemiyorum.

s.86—

John Berger
Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü

Türkçesi: Zafer Aracagök
Metis Yayınları
BİR ZAMANLAR ÇOCUKLUKTA

Uykuya dalarken ağızda kalan başparmak. Kendi içine uyku gibi giren bedenin kendinden aldığı tat. Kendi bedeninden zarar gelmez insana.

Öfke. Hıçkırıklara boğulan bir korku ya da kızgınlık mağarası. Hıçkırıklar gökte birbirinden bağımsız uçuşan kırmızı yapraklar gibi olsalar da, sonunda gelip birer birer konarak kaplarlar çocuğun yüzünü ve şiddetlenir hıçkırıklar.

Ağlayıştan sonra gelen rahatlayış. Midedeki körükler de söner artık. Erimiş bal gibi duru bir tatlılık yerleşir göğüse. Yalnızca damakta acı bir tat vardır hâlâ. Açıklanamayan neden açıklanmaz bir biçimde kaybolmuştur.

Anımsarken karşılaştığımız yeteneksizliğin kendisi de bir anıdır belki. Deneyimlerden adsızlığı da yaşar insan: tanıyabildiği belli temel özellikler vardır o zaman: sıcak, soğuk, acı, tatlı. Birkaç tane de insan. Ad ya da eylem yoktur henüz. İlk söylenen adıl bile daha söylenemeden gitgide büyüyen bir suç haline gelir, bu yüzden o döneme ait anı oluşmaz.

İnsan bir süre sözsüzlüğün buğusuz yaşantısıyla sürdürür ömrünü. Sözsüzlük her şeyin sürekli olması demektir. Daha sonra ortaya çıkan ideal dil, her şeyi aynı anda söyleyebilen bir dil düşü, belki de belleğin hiç anı içermediği bu durumda başlıyordur.

Çıplak doğan kalbimin
ilk kundağı ninnilerdi.
Ardından kendi kendine
şiir giydi giysi diye.
Bir gömlek gibi
taşıdım sırtımda
okuduğum şiirleri.

Yarım yüzyıl yaşadım böyle
karşılaşana dek o sözsüzlükte.

Sandalye sırtındaki gömleğimden
öğrendim ki bu gece
yıllar boyu
kalbimin ezberlediği
bekleyişimmiş seni.

s.36-37

John Berger
Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü

Türkçesi: Zafer Aracagök
Metis Yayınları
Kimlik sorulunca
tren saatlerine bakmak
ya da para ödemek için
cüzdanımı açınca
yüzün çıkıyor karşıma.

Çiçek tozları
dağlardan yaşlı
Aravis daha genç
dağlar kadar dayanıklı.

Çiçek tohumları
hep saçılacak
ama Aravis yaşlanacak
tepelerle yaşıt olacak.

Kalbin cüzdanında
bir çiçek o kuvvet
bizleri yaşatan
dağları yıpratan.

Ve yüzlerimiz, kalbim, fotoğraflar kadar kısa ömürlü.

s.11—

John Berger
Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü

Türkçesi: Zafer Aracagök
Metis Yayınları
Seninle karşılaşıncaya kadar gerçekleşmekte olan bu değişimi adlandırmaktan acizdim. Bugün ilerlemiş yaşımda koyduğum ad ise: aşkın içe işleyişi.

Her şey akıntıya kapılmıştı. O üç armut ağacı, o alçak tepe, vadinin öbür ucu, biçilmiş tarlalar, orman. Dağlar daha yüksek, ağaç ve tarlalar daha yakındı. Görülebilir her şey bana yaklaşıyordu. Daha doğrusu her şey durmuş olduğum yere sürükleniyordu, çünkü ben artık orada değildim. Her yerdeydim, vadinin karşısındaki ormanda olduğum kadar ölü ağacın içinde, dağ yakasında olduğum kadar saman balyalarını bağladığım tarladaydım.

s.33—