yaşamın ucuna yolculuk – tabutmag forum
"çocuk, çıplak pencereden serin ve siyah tepelerdeki geceye bakıyordu ve gözleri önünde açılan bu görünümü şaşkınlıkla algılıyordu: puslar üzerinde hareketsiz bir berraklık. karanlıkta hışırdayan yapraklar arasında tepeler beliriyordu. günün tüm izleri, yamaçlar, ağaçlar, üzüm bağları, tepeler üzerinde renksiz ve ölüydü ve yaşam yalnız rüzgar, yalnız gökyüzü, yalnız yapraklar ve yalnız hiçti."

tezer özlü
yaşamın ucuna yolculuk

s.36-
yky
Ondan bana ulaşan bir duygu var. Durgunluk diyebileceğim rahatlatıcı bir sevinç. Bunu belki de ben yaratıyorum ve onun kişiliğinde birleştiriyorum. O susarken, sigara içerken, bakarken, uyurken, severken, solurken. Sanki bunalımı bile rahatlatıcı. O varken ya da yokken. Teninin bu denli güzelliği sonsuz durgunluktan kaynaklanıyor ve bana bu sonsuz yeryüzünden, yaşamdan ve ölümden daha da sonsuz geliyor. İşte bu duygu nedeniyle onunla olmalıyım, onsuz bile olsam. Diğer ilişkileri nasılsa ben sahneliyorum. İnsan, bir başka insanla ya da herhangi bir olguyla arasındaki ilişkiyi biçimlendiremezse, bu ilişki yok demektir. Biçimlendirebildiğim bu durgunluk, rahatlatıcı durgunluk, sevindiren durgunluk belki de beni yenen tek duygu: Hem yaşayan, hem de ölü beni. Öfkesi durgun, huzursuzluğu durgun. Kendi içine doğru yaşıyor, kendi içine doğru seviyor. Ve seviştiği anlarda suskuyla, hiçbir sözcük söylemeden, sözleri, kavramları aşan, silen, sakin soluklarla gücünü, duyurulması olanaksız sıkıntısını, konuşmamasındaki konuşmaları, suskunun sözlerini, derin iç dünyasını, henüz biçimlenmemiş düşlemelerini, durgun rahatlığı gerisindeki varoluşunu bana akıtıyor, bu duygu beni hem yaşatıyor, hem de bana ölümü mümkün kılıyor.

s.36—37

Tezer Özlü
Yaşamın Ucuna Yolculuk

YKY