İnsanın kendi sesini duyması için deli olması gerekmez. Aksine, en basit, en doğal şeydir bu. Örneğin, insan kendine bir soru sorduğunda, yanıtını “o” verebilir. O zaman tartışma tıpkı normal bir sohbette olduğu gibi devam eder. Buna “çağrışımı sürdürme” ya da “kendi kendine konuşma” ya da konuşma partnerini aliquem alium internu, “içte olan bir tür öteki” diye niteleyen eski simyacıların kastettiği anlamda “meditasyon” denebilir. Ruh dostuyla gerçekleştirilen bu diyalog biçimine Ignatius’un Exercitia spiritualia yönteminde bile yer verilmiştir, fakat yalnızca meditasyon yapan kişinin konuşması, iç konuşmanın ise dikkate alınmaması gibi bir kısıtlama getirilmiştir. İç konuşma, insanın kendinden kaynaklandığı düşünüldüğü için reddedilir, ki bu anlayış günümüze dek süregelmiştir. Bu, artık ahlaki—metafizik bir önyargı olmaktan çıkmıştır ama daha beteri olmuş, entelektüel bir önyargıya dönüşmüştür. “Ses”, ayarı bozulmuş bir saat gibi anlamsızca ve amaçsızca işleyen aptal bir çağrışım zinciri ilan edilmiştir. Ya da şöyle denir: “Bunlar sadece benim düşüncelerim”, oysa daha yakından incelendiğinde, bu düşüncelerin insanın dikkate almadığı ya da bilinçli olarak düşünmediği, hatta hiç düşünmediği düşünceler olduğu anlaşılır; sanki Ben’in gözüne ilişen her psişik şey Ben’e aitmiş gibi! Bu kibrin faydalı tarafı, bilincin üstünlüğü korunarak, bilinçdışında çözülmesinin engellenmesidir. Fakat eğer bilinçdışı, bazı anlamsız düşünceleri bir saplantı haline getirmeye ya da insanın kesinlikle sorumluluğunu üstlenmek istemediği başka semptomlar yaratmaya karar verirse, bilinç acınası bir biçimde çöker.
s.63—
Carl Gustav Jung
Dört Arketip
Türkçesi: Zehra Aksu Yılmazer
Metis Yayınları
s.63—
Carl Gustav Jung
Dört Arketip
Türkçesi: Zehra Aksu Yılmazer
Metis Yayınları