“İyi konuşmak, duygu ve düşüncelerini yüksek bir ifade gücüyle dile getirmek ‘doğal’ bir şey değildir. Grup halinde, komünlerde veya ailelerle yaşayan insanlar az konuşur, sözlü iletişim yolları azdır. Etkili ve güzel söz söyleme yeteneği (kelimelerle düşünmek), acılı bir bireyselliğin, yersiz yurtsuzluğun, yalnızlığın bir yan ürünüdür. Topluluklarda, şarkı söylemek, dans etmek, dua etmek daha doğaldır: (bireysel) bir yaratıcılıkla konuşmaktansa verili dili kullanmak.”

— Susan Sontag, As Consciousness Is Harnessed to Flesh (1964-1980)
“I don’t feel guilt at being unsociable, though I may sometimes regret it because my loneliness is painful. But when I move into the world, it feels like a moral fall—like seeking love in a whorehouse.”

“İnsan içine kolay karışmayan biri olmaktan suçluluk duymuyorum, her ne kadar bazen bundan pişmanlık duymuş olabilir olsam da, çünkü yalnızlığım acı veriyor. Ama ne vakit dünyaya karışayım desem, ahlaki bir düşüş gibi yaşıyorum bunu, sanki bir genelevde aşkı aramak gibi...”

— Susan Sontag, As Consciousness Is Harnessed to Flesh: Diaries 1964-1980
"Ciddiyet benim için gerçek bir erdem, tüm varoluşumla kabul ettiğim ve tutkuyla bağlı olduğum birkaç erdemden biri. Boş vermeyi ve neşeli olmayı da seviyorum tabii, ama bu ancak geri plandaki ciddiyet ilkesine dayandığı sürece anlamlı."

Yenidendoğuş: Erken Günlükler 1947-1963 (7/1/58)