dört arketip – tabutmag forum
özellikle dikkat çekmek istediğim husus, kadın ile erkeğin anne imgelerinin birbirinden çok farklı olduğudur. kadın için anne, cinsiyetinin belirlediği bilinçli yaşamın misalidir. oysa erkek için anne, örtük bilinçdışının imgeleriyle dolu, henüz tanımadığı bir yabancıdır. salt bu nedenle bile, erkeğin anne kompleksi kadınınkinden tümüyle farklıdır. erkek için anne en başından beri son derece simgesel bir karaktere sahiptir, erkeğin anneyi idealize etme eğilimi de bundan kaynaklanıyor olsa gerek. birini idealize etmek, kötülükten korunma isteğidir aslında. i̇nsan korktuğu şeyi savuşturmak istediğinde idealize eder. korkulan şey bilinçdışı ve onun büyülü etkisidir.

s.41—

carl gustav jung
dört arketip

türkçesi: zehra aksu yılmazer
metis yayınları
İnsanın kendi sesini duyması için deli olması gerekmez. Aksine, en basit, en doğal şeydir bu. Örneğin, insan kendine bir soru sorduğunda, yanıtını “o” verebilir. O zaman tartışma tıpkı normal bir sohbette olduğu gibi devam eder. Buna “çağrışımı sürdürme” ya da “kendi kendine konuşma” ya da konuşma partnerini aliquem alium inter­nu, “içte olan bir tür öteki” diye niteleyen eski simyacıların kastettiği anlamda “meditasyon” denebilir. Ruh dostuyla gerçekleştirilen bu diyalog biçimine Ignatius’un Exercitia spiritualia yönteminde bile yer verilmiştir, fakat yalnızca meditasyon yapan kişinin konuşması, iç konuşmanın ise dikkate alınmaması gibi bir kısıtlama getirilmiştir. İç konuşma, insanın kendinden kaynaklandığı düşünüldüğü için reddedilir, ki bu anlayış günümüze dek süregelmiştir. Bu, artık ahlaki­—metafizik bir önyargı olmaktan çıkmıştır ama daha beteri olmuş, en­telektüel bir önyargıya dönüşmüştür. “Ses”, ayarı bozulmuş bir saat gibi anlamsızca ve amaçsızca işleyen aptal bir çağrışım zinciri ilan edilmiştir. Ya da şöyle denir: “Bunlar sadece benim düşüncelerim”, oysa daha yakından incelendiğinde, bu düşüncelerin insanın dikkate almadığı ya da bilinçli olarak düşünmediği, hatta hiç düşünmediği düşünceler olduğu anlaşılır; sanki Ben’in gözüne ilişen her psişik şey Ben’e aitmiş gibi! Bu kibrin faydalı tarafı, bilincin üstünlüğü korunarak, bilinçdışında çözülmesinin engellenmesidir. Fakat eğer bilinçdışı, bazı anlamsız düşünceleri bir saplantı haline getirmeye ya da insa­nın kesinlikle sorumluluğunu üstlenmek istemediği başka semptomlar yaratmaya karar verirse, bilinç acınası bir biçimde çöker.

s.63—

Carl Gustav Jung
Dört Arketip

Türkçesi: Zehra Aksu Yılmazer
Metis Yayınları
Dünya ağacına tırmanan ve prensesi kurtaracağı sihirli şatoya gi­ren kahraman delikanlının bir oda dışında tüm odalara girmesine izin verilir, girmesi yasaklanan odada ise karga bulunmaktadır. Tıpkı cennetteki bir ağacın meyvesinden yemek yasak olduğu gibi, bu oda­ya girmek de yasaktır, ama işte tam da bu yüzden girilecektir. Hiçbir şey bir yasak kadar kışkırtıcı değildir. İtaatsizliği kışkırtmanın en iyi yolu yasak koymaktır. Belli ki burada gizli bir maksat vardır, yani prensesten ziyade karganın kurtarılması istenmektedir.

Kahraman kargayla karşılaşınca, karga hemen feryat figan susuzluktan yakınır ve merhamet duygusu uyanan delikanlı kargaya tuz ve sirke vermez, taze suyla onun susuzluğunu dindirir, bunun üzerine üç çivi yere dü­şer ve karga açık pencereden uçup gider. Böylece kötü ruh yine ser­best kalır, avcıya dönüşür, prensesi ikinci kez kaçırır ve bu sefer onu yeryüzündeki avcı kulübesine kapatır. Gizli maksat kısmen belli olur: prensesin üst dünyadan insanların dünyasına getirilmesi gerekiyordu ve belli ki bunun, kötü ruhun ve insan itaatsizliğinin yardımı olmadan gerçekleşmesi mümkün değildi.

Fakat ruh avcısı insanların dünyasında da prensese hâkim olduğu için, kahramanın yeniden müdahale etmesi ve cadıdan dört bacaklı atı alıp büyücünün üç bacaklı gücünü kırması gerekir. Kargayı çarmı­ha geren üçlüktür, üçlük aynı zamanda da kötü ruhun gücüdür. Karşıt yönlerdeki iki üçlük budur işte.

s.104—105

Carl Gustav Jung
Dört Arketip

Türkçesi: Zehra Aksu Yılmazer
Metis Yayınları