başkalarının acısına bakmak – tabutmag forum
“bir görüntü, onun kullanılış biçimine, nerede ve ne sıklıkta gösterildiğine bağlı olarak gücünü kaybeder. televizyonda gösterilen görüntüler, tanımı gereği, er ya da geç bakmaktan bıkılan görüntülerdir. duyarsızlık veya kayıtsızlık gibi görünen şeyin kökeninde, televizyonun yoğun görüntü bombardımanıyla uyandırmaya ve doyurmaya çalıştığı dikkatimizde oluşan dengesizlikler yatmaktadır.

görüntü-oburluğu yüzünden dikkatimizi sürekli olarak bir şeye odaklayamayız, ilgimiz durmadan dağılır ve içeriğe karşı da bayağı kayıtsız hale geliriz. sürekli görüntü-akışı ise herhangi bir görüntünün ayrıcalıklı bir yere oturup, özel bir anlam kazanmasını imkânsızlaştırır.

televizyonun bütün esprisi, kanaldan kanala atlanabilmesi ve bunun, yani huzursuzlanma ve sıkılmanın normal sayılmasıdır. tüketiciler çabuk sıkılır. dolayısıyla, onları sıkılır sıkılmaz yeniden ve tekrar tekrar uyarılmaları gerekir. i̇çerik, artık bu uyarıcıların herhangi bir tanesi olmaktan başka anlam taşımaz. i̇çerikle daha düşünceye temellenen bir bağ kurmak, belli bir farkındalık yoğunluğu' gerektirir (bu da, medyanın parçalayıp bir araya getirdiği görüntülerle zayıflatılmış olan, içeriği boşaltılmış, dolayısıyla duyguların da ölümüne katkıda bulunan bir 'farkındalık'tır).”

s.106
susan sontag
başkalarının acısına bakmak

türkçesi: osman akınhay
agora kitaplığı
1915’te, gerçekliğin üstünü girift sözcüklerle örtmenin büyük ustalarından olan söz sihirbazı Henry James The New York Times’a şunları yazıyordu örneğin:

Bütün yaşananların ortasında sözcüklerin, düşüncelerin ağırlığını taşıyacağını düşünmek son derece zorlaşmış bulunuyor. Savaş, sözcükleri tüketip bitirdi; sözcükler iyiden iyiye zayıfladı, sözcüklerin iler tutar bir tarafı kalmadı…

Walter Lippmann da 1922’de şunları yazıyordu:

Fotoğrafların bugün hayal gücünü aşan bir ağırlığı vardır; tıpkı dün basılı sözcüklerin, daha önce de konuşma dilinin olduğu gibi. Çünkü baştan sona gerçek görünüyorlar.

Fotoğrafın üstünlüğü, birbiriyle çelişkili iki ayrı özelliği birleştirebilmesiydi. Onların objektifliğine kimse bir şey diyemezdi. Yine de fotoğraflarda hep bir bakış açısı olurdu. Ortada kayıt yapan bir makine olduğundan, gerçek bir şeyi (ne kadar tarafsız olursa olsun, hiçbir sözlü anlatının beceremeyeceği şekilde, varlığı çürütülemez bir durumu) kaydediyor, böylece ortada onları çeken bir kişi bulunduğu için de, gerçek olan bir şeye tanıklık ediyorlardı.

s. 33—34

Susan Sontag
Başkalarının Acısına Bakmak

Türkçesi: Osman Akınhay
Can Yayınları