gayet iyi bilirsiniz, insanlar aldatılmak ister. sadece, aptallar çoğunlukta olduğundan değil. i̇nsanlar sevinç için doğup sevinç bulamadıklarından, bağıra çağıra sevinci aradıklarından. budur, daha akıllı olanları bile zaman zaman bönleştiren, bakışlarını daraltan; bir parıltıya kapılıverirler ve o parıltının altın vaad etmesi bile gerekmez, parıldıyor olması yetebilir. bir musibet öğretir; fakat çok geçmeden iptila galebe çalar ve bu defa aldanmayacağını umar insan. ciddi bir durumun ortaya çıkması halinde hazır bulunmak, o fırsatı kaçırmak istemiyordur. oysa bu esnada sürekli yeni ve ham çocuklar yetişmekte, hep yeni dolandırıcılar, aslında kuvvete de dönüşebilecek olan bir zaafa kanca atmaktadırlar. zira mutluluğa bir zaafı vardır insanın, gülmeye bir zaafı vardır ve bundan sonra daha iyi bir şeyin pek olamayacağına, o ağzı burnu kırılmış kanaate meyletmez. zaafın istismarının, küçük veya büyük sahtekarlarca gerçekleştirilmesi gerekmez. güzel göstermecilik her yerde aranır, kötü kitaplar bununla doludur. ama sonlara doğru gayet manidar biçimde şekerin dozu artar, kabarır veya pot yapar. yaşam çetindir, lâkin per saldo (muhasebe dengesinde) kârlı çıkılmalıdır. başka zaman açıkgöz olan da, ‘son iyi gelirse, boşver’ duygusunun tesiri altında kalır.
s.533—
ernst bloch
umut i̇lkesi, cilt 1
türkçesi: tanıl bora
iletişim yayınları
s.533—
ernst bloch
umut i̇lkesi, cilt 1
türkçesi: tanıl bora
iletişim yayınları