60
Martin Heidegger'den Hannah Arendt'e
Meßkirch, 4. Mayıs 1950
Hannah,
Seni, "hiç hoş olmayan bir uzaklıktan, üç bin mil uzaklıktan" selamlıyorum. Hermenötik olarak okunursa bu, hasretin uçurumu demek. Fakat buna rağmen her gün, bu olanlara ve olanların olma biçimlerine seviniyorum. Şimdi seve seve beş parmaklı tarağımla dağınık saçlarının arasında gezinmek isterdim, tam da o güzel fotoğrafın tam içime, kalbime bakarken. Bu bakışın, ders verirken kürsünün yanından bana doğru ışıldayan bakışla aynı bakış olduğunu bilmiyorsun. Ahh, bu oydu, bu odur ve sonsuzluk olarak oradadır; o uzak yakınlıkta. Bir çeyrek yüzyıl boyunca her şey, tıpkı tarlaya gömülmüş bir tohum gibi beklemek zorundaydı; mutlak olanın olgunlaşması için beklemek. Sonra hepsi, bütün o acılar ve türlü tecrübeler senin bu bakışında toplandı. Bütün bunların ışığı simanda parıldıyor şimdi ve içindeki kadını görünür kılıyor.
Bu gizem, Yunan tanrıçasının tasvirinde vardır: kızın içinde kadın gizlidir, kadının içinde kız. Bu, aydınlanan gizemin ta kendisidir. Ve Sonata Sonans günlerinde vuku buldu. Ondan önceki her şey onun içinde sağlam bir şekilde korunmuş oldu.
Senin tekrar geldiğin gün, 2 Mart, geçmişi bugüne getiren "merkez" oldu. Zaman, yakınlığın dördüncü boyutunda toplandı. Sanki dolaysız bir surette sonsuzluğun dışına çıkmamız, ona geri dönmemiz gerekiyordu. Acaba bu gerçek olabilir mi, diye sormuştun. Ahh! Varlık içinden geçilendir. Fakat ey sadık dost, bunu bilmelisin, "düşünülmüş ve zarif" hiçbir şeyi unutmamalısın. Bunun tersine çevrilmişi şudur: Bütün acılarını neredeyse hiç mülahaza etmeksizin ve bütün eksikliğimi kendimden gizlemeksizin, yüreğimizdeki dünya çanından uzun süre çınladı bunlar. Uzaktaki bize ait olanın zamanını başlatan ışık, seher vaktinde yayılmaktaydı.
Sen - Hannah - Sen
Martinin
s.93-94
Hannah Arendt
Martin Heidegger
Mektuplar (1925-1975)
Türkçesi: Melek Paşalı
Kaknüs Yayınları
Martin Heidegger'den Hannah Arendt'e
Meßkirch, 4. Mayıs 1950
Hannah,
Seni, "hiç hoş olmayan bir uzaklıktan, üç bin mil uzaklıktan" selamlıyorum. Hermenötik olarak okunursa bu, hasretin uçurumu demek. Fakat buna rağmen her gün, bu olanlara ve olanların olma biçimlerine seviniyorum. Şimdi seve seve beş parmaklı tarağımla dağınık saçlarının arasında gezinmek isterdim, tam da o güzel fotoğrafın tam içime, kalbime bakarken. Bu bakışın, ders verirken kürsünün yanından bana doğru ışıldayan bakışla aynı bakış olduğunu bilmiyorsun. Ahh, bu oydu, bu odur ve sonsuzluk olarak oradadır; o uzak yakınlıkta. Bir çeyrek yüzyıl boyunca her şey, tıpkı tarlaya gömülmüş bir tohum gibi beklemek zorundaydı; mutlak olanın olgunlaşması için beklemek. Sonra hepsi, bütün o acılar ve türlü tecrübeler senin bu bakışında toplandı. Bütün bunların ışığı simanda parıldıyor şimdi ve içindeki kadını görünür kılıyor.
Bu gizem, Yunan tanrıçasının tasvirinde vardır: kızın içinde kadın gizlidir, kadının içinde kız. Bu, aydınlanan gizemin ta kendisidir. Ve Sonata Sonans günlerinde vuku buldu. Ondan önceki her şey onun içinde sağlam bir şekilde korunmuş oldu.
Senin tekrar geldiğin gün, 2 Mart, geçmişi bugüne getiren "merkez" oldu. Zaman, yakınlığın dördüncü boyutunda toplandı. Sanki dolaysız bir surette sonsuzluğun dışına çıkmamız, ona geri dönmemiz gerekiyordu. Acaba bu gerçek olabilir mi, diye sormuştun. Ahh! Varlık içinden geçilendir. Fakat ey sadık dost, bunu bilmelisin, "düşünülmüş ve zarif" hiçbir şeyi unutmamalısın. Bunun tersine çevrilmişi şudur: Bütün acılarını neredeyse hiç mülahaza etmeksizin ve bütün eksikliğimi kendimden gizlemeksizin, yüreğimizdeki dünya çanından uzun süre çınladı bunlar. Uzaktaki bize ait olanın zamanını başlatan ışık, seher vaktinde yayılmaktaydı.
Sen - Hannah - Sen
Martinin
s.93-94
Hannah Arendt
Martin Heidegger
Mektuplar (1925-1975)
Türkçesi: Melek Paşalı
Kaknüs Yayınları