Benim emek vererek, güçlükle yaptığım iskambilden ev çöktü, her şey çatladı, ufalandı, söz dinlemez oldu.
Bütün dünya sallanıp sarsılıyor. Gerçekten bu sakalla dolaşmalı mıyım? Bir pantolon üzerine ötekini giyeceksem, üstümü değiştirecek vaktim yok ki, buraya bir Veloro şeridi gerekli. Makyajın çok beyaz. Palme’nin katili hâlâ özgür, kar makinesi bozuk, kar külçe gibi düşüyor, süspansiyonda bir aksama var, neden sol projektör ötekilerden daha sıcak ışık veriyor? Aynada bir hata var, fabrika hatası. İsveç’te ayna yok, Avusturya’ya ısmarlamak zorundayız. Güney Afrika’daki ayaklanma, ondört ölü, pek çok da yaralı. Vantilatörler neden bu kadar ses çıkarıyor, sesi kesin, havalandırma berbat, salonun ortası buz gibi esiyor, neden ayakkabılarını daha giymedin? Ayakkabıcı hasta, ama ısmarlandılar, ayakkabılar cumaya gelebilir. Bugün biraz ağırdan alabilir miyim? Boğazım ağrıyor, hayır hayır ateşim yok. Müfettiş’te rolüm yok ama radyoda bir okumam var. Orada dur. Sağına doğru iki adım at. İyi, şu spotu hissedebiliyor musun?
Sabır ve yüksek moral, kavga yerine kahkaha. Böyle daha hızlı ilerleniyor. Gene de yaralar açılıyor. Şimdi tam o yere geldik, hayır, hayır, değişiklik yok, gene sözsüz, onun tir tir titrediğini görüyorum, yanlış bir şey mi yaptım? Başka bir dekorun yararı olur muydu? Hayır, hayır, hiçbir şeyin yararı olmaz. Rolünü doğru oynamayı çok istiyor, cezaevinin duvarlarını yumrukluyor, bir çıkış olmalı.
Dünya sallanıp sarsılıyor, biz bu kalın duvarlı evin içinde işgüzar ve epeyce de heyecanlı vızıldayıp duruyoruz. Tasalı bir düzensizlik içinde küçük bir dünya, çalışkanlık, sevgi ve beceri, tüm bildiğimiz bu.
s.53—54
Ingmar Bergman
Büyülü Fener
Türkçesi: Gökçin Taşkın
Afa Yayınları
Bütün dünya sallanıp sarsılıyor. Gerçekten bu sakalla dolaşmalı mıyım? Bir pantolon üzerine ötekini giyeceksem, üstümü değiştirecek vaktim yok ki, buraya bir Veloro şeridi gerekli. Makyajın çok beyaz. Palme’nin katili hâlâ özgür, kar makinesi bozuk, kar külçe gibi düşüyor, süspansiyonda bir aksama var, neden sol projektör ötekilerden daha sıcak ışık veriyor? Aynada bir hata var, fabrika hatası. İsveç’te ayna yok, Avusturya’ya ısmarlamak zorundayız. Güney Afrika’daki ayaklanma, ondört ölü, pek çok da yaralı. Vantilatörler neden bu kadar ses çıkarıyor, sesi kesin, havalandırma berbat, salonun ortası buz gibi esiyor, neden ayakkabılarını daha giymedin? Ayakkabıcı hasta, ama ısmarlandılar, ayakkabılar cumaya gelebilir. Bugün biraz ağırdan alabilir miyim? Boğazım ağrıyor, hayır hayır ateşim yok. Müfettiş’te rolüm yok ama radyoda bir okumam var. Orada dur. Sağına doğru iki adım at. İyi, şu spotu hissedebiliyor musun?
Sabır ve yüksek moral, kavga yerine kahkaha. Böyle daha hızlı ilerleniyor. Gene de yaralar açılıyor. Şimdi tam o yere geldik, hayır, hayır, değişiklik yok, gene sözsüz, onun tir tir titrediğini görüyorum, yanlış bir şey mi yaptım? Başka bir dekorun yararı olur muydu? Hayır, hayır, hiçbir şeyin yararı olmaz. Rolünü doğru oynamayı çok istiyor, cezaevinin duvarlarını yumrukluyor, bir çıkış olmalı.
Dünya sallanıp sarsılıyor, biz bu kalın duvarlı evin içinde işgüzar ve epeyce de heyecanlı vızıldayıp duruyoruz. Tasalı bir düzensizlik içinde küçük bir dünya, çalışkanlık, sevgi ve beceri, tüm bildiğimiz bu.
s.53—54
Ingmar Bergman
Büyülü Fener
Türkçesi: Gökçin Taşkın
Afa Yayınları