“hiç durmadan öğrene öğrene yaşlanıyorum.”
solon yaşlılığında sık sık bu dizeyi yinelerdi. benim yaşlılığımda da söyleyebileceğim bir anlamı var, ama yirmi yıllık bir tecrübenin bana kazandırdığı hazin bir bilgelik bu: cehaleti yeğlerim. bedbahtlık kuşkusuz büyük bir öğretmendir, ama derslerini çok pahalı ödetir ve çoğu kez elde edilen yarar ödenen bedele değmez. öte yandan, derslerden bu kadar gecikmeyle elde edilen kazanımlardan yararlanmanın zamanı da geçirilmiş olur. gençlik bilgeliği öğrenme, yaşlılık ise uygulama dönemidir. tecrübenin öğretici olduğunu itiraf ediyorum, ama sadece önümüzdeki hayata faydası dokunur. nasıl yaşanmasını öğrenmenin zamanı, ölümün kapıya dayandığı an mıdır?
yazgım üzerine ve yazgımı belirlemiş olan insanların tutkuları üzerine bu kadar gecikmeyle ve bu kadar acıyla kazanılan bilginin bana ne yararı olabilir? i̇nsanları sadece beni içine düşürdükleri mutsuzluğu daha iyi hissetmek için daha iyi tanımayı öğrendim ve bana karşı kurulan tuzakları keşfetınemi sağlayan bu bilgi onlardan kaçınmaını sağlayamadı. keşke yıllardır beni şamatacı dostlarımın avı ve oyuncağı haline getiren o aptalca, ama tatlı güven içinde kalsaydım da, beni kuşatan entrikalardan en küçük bir kuşku duymasaydım! onlara kandığım ve kurbanları olduğum doğru, ama onlar tarafından sevildiğime inanıyordum ve bana esinledikleri dostluğu onların da bana karşı duyduklarına inanan yüreğim sevinçle doluyordu. bu tatlı yanılsamalar yerle bir oldu. zamanın ve aklın bedbahtlığımı hissettirerek açığa çıkardığı hazin gerçek, mutsuzluğumun bir çaresi olmadığını ve bana kalan tek şeyin yazgıma boyun eğmek olduğunu gösterdi. böylece yaşımın bütün deneyimleri, o anda hiçbir işime yaramadığı gibi, gelecekte de bana bir yarar sağlamayacaktı.
s.24—
(bkz:jean-jacques rousseau)
yalnızgezerin hayalleri
türkçesi: hasan fehmi nemli
pinhan yayınları
solon yaşlılığında sık sık bu dizeyi yinelerdi. benim yaşlılığımda da söyleyebileceğim bir anlamı var, ama yirmi yıllık bir tecrübenin bana kazandırdığı hazin bir bilgelik bu: cehaleti yeğlerim. bedbahtlık kuşkusuz büyük bir öğretmendir, ama derslerini çok pahalı ödetir ve çoğu kez elde edilen yarar ödenen bedele değmez. öte yandan, derslerden bu kadar gecikmeyle elde edilen kazanımlardan yararlanmanın zamanı da geçirilmiş olur. gençlik bilgeliği öğrenme, yaşlılık ise uygulama dönemidir. tecrübenin öğretici olduğunu itiraf ediyorum, ama sadece önümüzdeki hayata faydası dokunur. nasıl yaşanmasını öğrenmenin zamanı, ölümün kapıya dayandığı an mıdır?
yazgım üzerine ve yazgımı belirlemiş olan insanların tutkuları üzerine bu kadar gecikmeyle ve bu kadar acıyla kazanılan bilginin bana ne yararı olabilir? i̇nsanları sadece beni içine düşürdükleri mutsuzluğu daha iyi hissetmek için daha iyi tanımayı öğrendim ve bana karşı kurulan tuzakları keşfetınemi sağlayan bu bilgi onlardan kaçınmaını sağlayamadı. keşke yıllardır beni şamatacı dostlarımın avı ve oyuncağı haline getiren o aptalca, ama tatlı güven içinde kalsaydım da, beni kuşatan entrikalardan en küçük bir kuşku duymasaydım! onlara kandığım ve kurbanları olduğum doğru, ama onlar tarafından sevildiğime inanıyordum ve bana esinledikleri dostluğu onların da bana karşı duyduklarına inanan yüreğim sevinçle doluyordu. bu tatlı yanılsamalar yerle bir oldu. zamanın ve aklın bedbahtlığımı hissettirerek açığa çıkardığı hazin gerçek, mutsuzluğumun bir çaresi olmadığını ve bana kalan tek şeyin yazgıma boyun eğmek olduğunu gösterdi. böylece yaşımın bütün deneyimleri, o anda hiçbir işime yaramadığı gibi, gelecekte de bana bir yarar sağlamayacaktı.
s.24—
(bkz:jean-jacques rousseau)
yalnızgezerin hayalleri
türkçesi: hasan fehmi nemli
pinhan yayınları