L’amour, la folie – Aşk, delilik

Birinci Konsül Bonaparte’ın muhafız birliğine verdiği günlük emirdir: “Kumbaracı askeri Gobain aşk yüzünden intihar etti: Üstelik çok iyi bir askerdi. Bir ay içinde birlikte ortaya çıkan ikinci olay bu. Birinci Konsül muhafız birliğine şu emri tebliğ eder: Bir asker tutkularını, acısını ve melankolisini yenmelidir; ruhun acılarına sabırla katlanmada, bir bataryanın mermilerini dimdik göğüslemek kadar gerçek cesaret…”

Bu âşık ve melankolik kumbaracı askerleri, sınıflarının ve mesleklerinin imajına pek uygun olmayan tutkularını hangi dilden çekip çıkarıyorlardı? Hangi kitapları okumuşlardı – ya da hangi öyküyü dinlemişlerdi? Bonaparte o keskin görüşü sayesinde, aşkı savaşla bir tutmuş, ancak benzetmeyi -sıradan bir biçimde- iki kişinin savaşta çatışması bakımından değil de bir mermi gibi yaralayıcı olan aşk fırtınasının sağırlık ve korku yaratması bakımından yapmıştır: Kriz, bedenin sarsılması, delilik: Romantik tarzda âşık olan kişi, delilik deneyimini bilir. Oysa bu deliye, günümüzde hiçbir modern sözcük verilmemiştir, o da en sonunda bu nedenle kendini deli hisseder: Çalınacak hiçbir dil yoktur – çok eski bir dil dışında.

Şaşkınlık, yara, üzüntü ya da sevinç: Beden, öfkeli, tepeden tırnağa Doğaya gömülmüş, ve bütün bunlar yine de: sanki ben bir alıntı yapıyormuşıım gibi. Aşk duygusunun içinde, aşk deliliğinde, eğer konuşmak istersem, şunları bulurum ben: Kitap, Doksa, Aptallık. Beden ile dilin birbirine karışması: Acaba hangisi başlıyor?
“In any man who utters the other’s absence something feminine is declared: this man who waits and who suffers from his waiting is miraculously feminized.”

“Başkasının yokluğunu [özlemini] dile getiren herkeste kadınsı bir şey açığa çıkar: bekleyen ve bekleyişinin ıstırabını çeken biri mucizevi bir şekilde kadınlaşır.”

“The Absent One”, in A Lover’s Discourse (1978)
“The incapacity to name is a good symptom of disturbance.”
“Adlandırmakta yetersiz kalma iyi bir rahatsızlık belirtisidir.”

Camera Lucida: Reflections on Photography (1980)
görsel


“Unutmayız,
sadece bir boşluk [terkedilip boşaltılmış bir alan] içimize yerleşir.”

Mourning Diary (1979)
"[Metin] bana en büyük hazzı, kendini dolaylı yoldan duyurabildiğinde, onu okurken sürekli başımı kaldırmak, başka bir şey dinlemek durumunda kaldığımda yaşatır."

Metnin Tadı