Ekim’in ilk günlerinin ülkesi
meyvesizdi
paramparça etmemişti henüz kendini
otların üzerinde,
sonra kuşlar geldi
yokluğun ve taşların inlemesi
olan ötüşleriyle.

Bunlar benim sana akşam sözlerim:

üşüyorsun
güzün sonundaki üzümler gibi
ama ruhundaki şarap
kaynıyor hep

ve ben
içimi ısıtan tek sıcaklığı
uzun zaman önce söylediğin
sözlerde buluyorum.

Ekim’in sonunun gemisi
nihayet gelebilir.
Böylece birbirine karıştıracağız
şu ikiz ışıklarımızı
denizlerde avare gezen
ey en parlak gemi.

Yaklaşan gecenin duruluğu önümüzde
bu sözlerin duruluğu.

Yaşayan her şeyden
yükselen sis

ve sen
lambamın ateşi
ölüm anındaki.

— Yves Bonnefoy, “Akşam Sözleri”