“Fakat işte biz buyuz, bizim geldiğimiz yer burası. Biz metropollerdeki yıkım ve felaketin çocuklarıyız, herkesin herkese karşı savaşının, her bireyin diğer bütün bireylerle çatışmasının, korkunun hükmettiği bir sistemin, üretmeye ve hep üretmeye zorlamanın, birinin, diğerlerinin zararını kendi kârı bilmesinin, insanların erkekler ve kadınlar, gençler ve yaşlılar, hastalar ve sağlıklılar, yabancılar ve Almanlar diye ayrılmasının ve daima prestij için savaşımın çocukları… Peki, biz nereden geliyoruz? Sıra sıra dizilmiş, birörnek evlerde tecrit edilmiş yaşamlardan, getto ve banliyölerin beton kentlerinden, hapisane hücrelerinden, tımarhaneler ve özel bakım ünitelerinden, medyanın beyin yıkamalarından, tüketimcilikten, fiziksel cezalardan, şiddetsizlik ideolojisinden, depresyondan, hastalıktan, bozulma ve çözülmeden, aşağılanmadan, insanlık onurunun ayaklar altına alınmasından, emperyalizmin sömürdüğü bütün o insanlardan geliyoruz, bizim memleketimiz orası.”

Mahkemede yaptığı savunmadan (13 Eylül 1974)
"Bir şeyden hoşlanmadığımı söylediğimde protesto ediyorumdur; o hoşlanmadığım şeyin bir daha vuku bulmamasını sağladığımda ise bu direniştir. Protesto, katılmayı reddediyorum demektir; direniş ise ona hiç kimsenin katılmamasını sağlamamdır."

“Protestodan Direnişe”, Konkret (Mayıs 1968)
“Ulrike Meinhof, Mart 1976’da bir kez daha ziyaretine gelmesine izin verdiği kız kardeşine, insanın, yaşadığı sürece yeniden ayağa kalkıp mücadele edebileceğini söyledi:

‘Eğer bir gün intihar ettiğimi söylerlerse, bil ki beni öldürmüşlerdir!’”

Jutta Ditfurth'un Ulrike Meinhof biyografisinden (2010)

görsel
Stammheim, 9 Mayıs 1976, Jutta Ditfurth’un arşivinden.