“kendimi tanıyamıyorum. ruhum ihtiras fırtınalarıyla çalkalanan bir deniz gibi öfkeli. bu durumdaki ruhumu bir başkası görebilseydi, sanki denizde baş tarafından yara almış, sanki ürkütücü bir hızla dipsiz derinliklere doğru dalan bir gemi gibi görürdü onu. ama gemi direğinin tepesinde oturmuş çevreyi gözleyen denizciyi görmezdi. kudurun vahşi güçler, tüm ihtiras gücünüzü harekete geçirin! patlayan dalgalarınızla göğe köpükler saçsanız da benim tepemi aşmayı başaramazsınız; kayalıklar kralı* gibi sakin ve görkemli oturuyorum ben.

ayağımı basacak hemen hiçbir yer bulamıyorum; bir denizkuşu gibi, aklınım çalkantılı denizine konmaya çalışıyorum boşuna. ve bu çalkantı benim yapıtaşını oldu artık, ben onun üzerinde oluştum, tıpkı yuvasını deniz üzerinde yapan alcedo ispida** gibi.”

* klintekong ya da kayalıklar kralı; bir mit karakteridir.
** antik çağlarda, yalıçapkını adlı kuşun, yuvasını deniz üstüne yaptığı sanılırdı.
"şu anda seni düşünüyorum ve eğer bazen sana, gizleniyorum gibi geliyorsa, bu, seni az seviyor olmamdan değil de artık bazı anlarda yalnız kalmam gerektiğinden böyle. ama sen, hiç de bu yüzden düşüncelerimin dışında kalmış, unutulmuş değilsin; tam tersine senin o capcanlı varlığınla doluyum ben. senin o sadık yüreğini ne zaman düşünsem yeniden neşeleniyorum, sen çevremde gezinip duruyorsun, geri kalan herşey de silinip gidiyor ufkumdan, sonsuza doğru uzanan ve artık bir tek sınırı olan ufkumdan. işte o zaman ben sana kavuşuyorum ve dalgalanmakta olan düşüncem huzuru sende buluyor."
Hayırseverce bir niyet iyi veya merhametli bir eylem için özsel midir?

Tapınağın hazinesine iki kuruş koymuş olan şu dul kadının hikâyesini ele alalım [Markos İncili 12: 41-44], ama onu biraz değiştirerek şiirselleştirelim: Bu iki kuruş kadın için büyük bir paraydı, onu biriktirmek pek de kolay olmamıştı, kadının hayli zamanını almıştı. Nihayet, onları tapınağa gittiğinde yanında götürmek üzere küçük bir bez parçasına sarıp saklamıştı. Gelgelelim, sahtekarın teki kadının bu parasını fark etti, bir dümenle o bez parçasını ele geçirip onun yerine ona benzer, içi boş başka bir bez koydu. Kadın, tabii, bundan habersizdi. Önceden niyetlenmiş olduğu üzere tapınağa gitti ve o iki kuruşu, yani hiçbir şeyi, tapınağa bağışladı. Merak ediyorum, acaba İsa onun için söylemiş olduğu, “O bütün zenginlerden daha çok şey verdi,” sözünü bu durumda yine söyler miydi?

Parables of Kierkegaard, ed. Thomas Oden (1978)
Çağını
uyarmak isteyenlerin
başına ne gelir?

Tiyatronun kulisinde bir gün yangın çıkmış. Palyaço haber vermek için sahneye gelmiş. Herkes bunun bir şaka olduğunu sanıp alkışlamaya başlamış. Palyaço uyarmaya devam ettikçe al­kışlar daha da hızlanmış. Sanırım dünyanın sonu her şeyin bir şaka olduğunu sananların yükselen alkışları arasında gelecek.

Meseller