1972 yapımı Sovyet sanat filmidir. Stanisław Lem'in aynı adlı romanından uyarlanan yapımın yönetmenliğini Andrey Tarkovski üstlenmiştir. Duygusal krizler nedeniyle başarısızlığa uğrayan bir uzay deneyini konu almaktadır.
“Utanç” insanlığı kurtaracak olan duygu. (ya da) İnsanlık, kurtuluşunu utancında bulacak.
— İnsan mutluyken, hayatın anlamı, sonsuzluk hakkındaki diğer şeylerle nadiren ilgilenir. İnsan bu soruları hayatının sonunda sormalı.
— Ecelimiz ne zaman bilmiyoruz; bu yüzden de acele ediyoruz.
— En mutlu insanlar, bu lanetli sorularla canını hiç sıkmayanlar.
— Biz hayatı, onu anlamlandırmak için sorguluyoruz. Henüz basit insani doğruları korumak için gizeme ihtiyaç duyuyoruz. Mutluluğun, ölümüm, aşkın gizemi.
— Haklısın belki. Ama bunu düşünmemeye çalış.
— Bunu düşünmek, ecelini bilmek gibi bir şey. Zamanını bilmek bizi ölümsüz yapmaz.
"Bildiğim bir şey var. Eğer uyuyabilirsem ne korkuyu ne umudu ne işi ne de kutsanmayı hissederim. Tanrı uykuyu icad edeni kutsasın. Ağırlığını ve dengesini basit olanı bilgelikle eşitleyeni ve çobanla kralı. Uykunun sahip olduğu tek kötü taraf ölüme tehlikeli biçimde benzemesidir."
Merhamet gösterdiğimiz zaman, kendi kendimizi harap ederiz. Hakikat olabilir.
Istırap yaşamı kasvetli ve kuşkulu gösterir. Ama bunu kabul etmiyorum. Hayır, kabul etmiyorum.
Yaşam için vazgeçilmez olan aynı zamanda yaşam için zararlı mı? Hayır, zararlı değil. Tabi ki değil.
Tolstoy’u hatırlıyor musun? İnsanoğlunu bir bütün olarak sevmenin imkansızlığı üzerine çektiği ıstırabı?
– Tartışarak zaman kaybediyoruz. Vakarımızı ve insan karakterimizi yitiriyoruz.
+ Hayır. İnsansın, ama kendi tarzında. İşte tartışmamızın nedeni.
– Snaut’un şerefine içmek istiyorum, cesaretine, işine olan sadakatine. Bilime ve Snaut’a.

+ Bilim mi? Boş laf. İçinde bulunduğumuz durumda, sıradanlık ve deha aynı derecede yararsız. Evreni fethetmekle ilgilenmiyoruz. Dünya’yı evrenin sınırlarına kadar genişletmek istiyoruz. Öbür dünyalarla ne yapacağımızı bilmiyoruz. Başka dünyalara ihtiyacımız yok. Bir aynaya ihtiyacımız var. “Bağlantı” için çabalıyoruz ama onu asla bulamayacağız. Korktuğu ve ihtiyaç duymadığı bir amaç uğruna gayret sarf eden o “ahmakça insanlık durumu”ndayız. İnsanın insana ihtiyacı var.
Solaris hakkında tüm bildiklerimiz bana herhangi bir kavrayışla bir araya getiremediğimiz bir ayrık olgular dağını hatırlatıyor. Bugün hala en baştayız. Solaris-bilimi yozlaşıyor.

Ama konuştuklarımız Solaris-bilimi üzerine konuştuklarımızdan çok daha ciddi. İnsan bilgisinin sınırları hakkında konuşuyoruz. Yapay bariyerler tesis ederek, “sınırsız düşünce ideali”ne bir soluk getirmiş olmuyor muyuz?

İleriye hareketimizin sınırlanması, geriye doğru hareketimizi kolaylaştırıyor.