We had sole tenancy of our life and summer
Landscape consumed the colour of your fragrant dress
Eagerness and restraint were reconciled
The Chateau de Maubec sank into the clay
Soon its crescendo on the lyre would fade
The violence of plants made us vacillate
A dark rook sculling that had left the throng
On the muted flint of quartered noon
Accompanied the tender moves of our accord
Everywhere the scythes were forced to rest
Our rarity had begun its reign
(The insomniac wind wrinkling our eyelids
Turning the agreed page every night
Wishes each part of you I hold extended
Towards a land of famished age, giant tear-ducts)

It was the beginning of delightful years
The earth loved us a little I remember.


Yaz ve yaşamımız tek bir bütündük
Kırlar güzel kokulu etekliğinin rengini yutardı
Barışmıştı zorlamayla açgözlülük
Çalgısının yalpası az sonra çöküp gidecek
Maubec Şatosu kile gömülürdü
Bizi sendeletirdi bitkilerin hoyratlığı
Bir karga, filodan kopmuş kara kürekçi
Kolu bacağı koparılmış öğle vaktinin
Dilsiz çakmaktaşı üstünde
Yumuşak devinimlerle süregiden
Uzlaşmamıza eşlik ederdi
Her yanda durup dinlenmesi gerekirdi orağın
Az bulunurluğumuz bir saltanatı başlatırdı
(Gözkapaklarımızı kırıştıran o uykusuz rüzgar
Her gece çevirirken onaylanmış sayfayı
İstiyor ki senden alıkoyduğum her parça
Bir acıkmış çağ ve dev gözpınarı ülkesine yayılsın)

O tapılası güzel yılların başlangıcıydı
Anımsıyorum toprak biraz severdi bizi

Türkçesi: Samih Rifat
“The act is virgin, even repeated.”
“Eylem bakirdir, tekrar ettiğinde bile.”

“Leaves of Hypnos” (1946)
Bağlılık

Kentin sokaklarında sevgilim var benim
Nereye gittiği önemli değil bölünmüş zamanın içinde
Artık sevgilim değil, herkes onunla konuşabilir
Artık anımsamıyor, gerçekte kim sevmişti onu.

Bakışların dileğinde benzerini arıyor
Bağlılığımı yürüyor uçtan uca
Umudun resmini çiziyor, sonra da hafif, uzaklaştırıyor onu
Kendi istemese de ağır basıyor.

Mutlu bir batık gibi dibinde yaşıyorum onun
Yalnızlığım onun hazinesi, o bilmese de
Atılımını çevreleyen büyük boylamda
Özgürlüğüm içten içe oyuyor onu.

Kentin sokaklarında sevgilim var benim
Nereye gittiği önemli değil bölünmüş zamanın içinde
Artık sevgilim değil, herkes onunla konuşabilir
Artık anımsamıyor, gerçekte kim sevmişti onu.

Ve kim aydınlatıyor uzaktan, düşmesin diye…

Çev.: Samih Rifat
Köyün yamaçlarına kamp kurmuş mimoza ağaçlı tarlalar vardır. Toplama zamanı oralardan uzakta, kolları gün boyu kırılgan dallarla uğraşmış bir kıza rastlarsınız ara sıra. Alabildiğine güzel kokulu bir karşılaşmadır bu. Işıltı çemberi kokudan bir lambaya benzeyen kız, sırtı batan güneşe dönük, yürür gider.

Onunla konuşmak bir kutsallığı çiğnemek olur.

Otları ezen bez çarıklarıyla yol verin geçsin. Kim bilir, belki de dudaklarının üstünde bir sanrı gibi, Gece’nin nemini görebilirsiniz.

Çeviren: Samih Rifat