“bekleyişim kadar uzundu sessizliğim de. kuyuların başına saçlarım, eteklerim kadar o sessizliği de götürdüm. çıkan kemiklerin sayısıyla sarsılıp duran vicdanlara bin yıl ötesinden bakıyordum. ben bin kez yaşamıştım bu ânı kâbuslarımda. dalgın bakışlarımın önünden bin kez geçmişti bu görüntü gün ışığında. insan çok uzun zaman bekleyince her şey birbirine karışıyor.

ölüm… yaşam… ne zaman ölüydün sen? o kara sabahta kendini dökerken mi toprağa? şimdi kuyudan çekilen kemiklerin sayılırken mi? hangi anda öldüğünü bilemeyeceksem öldüğünü nasıl bilecektim?”