Corona

Avcumdan kemiriyor yaprağını güz: dostuz biz
Ceviz kabuklarından ayırıp zamanı, geçip gitmesini öğretiyoruz ona:
o ise, dönüveriyor kabuğuna

Aynaya yansıyan pazar
düşlerde uyku akar,
ve sahiden konuşur ağızlar.

Yarin mahrem yerine kayıyor gözlerim
süzüşüp
zifiri sözler fısıldıyoruz birbirimize
haşhaş çiçekleriyle hatıralar gibi sevişiyor,
istiridye kabuğunda şarap
kan revan ay ışığında deniz gibi uyukluyoruz.

Sarılmışız işte pencerenin önünde, gelen geçen bize bakıyor sokaktan:
artık vakti geldi bilmelerinin!
vaktidir taşın çiçeğe durmasının,
endişenin bir kalpte vurmasının.
Vaktidir, vaktin gelip çatmasının.

Vaktidir işte.

Çev: Cem Yavuz

-

Sonbahar, avucumdan yemekte yaprağını: biz dostuz.
Badem kabuklarından soyup zamanı, ona gitmeyi
öğretiyoruz:
zaman, kabuğuna dönüyor.

Aynadan yansımakta pazar,
düşlerde uyunuyor,
ağızlar doğruyu söylemekte.

Sevenlerin kavmine iniyor gözlerim:
birbirimize bakıyoruz,
karanlık şeyler söylediklerimiz,
gelincik çiçeğiyle hatıraların birbirlerini sevmeleri gibi
seviyoruz birbirimizi,
istiridyelere sızan şarap,
ay ışığında yüzen deniz gibi uyuyoruz.

Birbirimize sarılmış, duruyoruz pencerede, sokaktan bizi
seyrediyorlar:

zamanı geldi artık bilmelerinin!
Taşların çiçeklenmesinin,
bir yüreğin tedirgin atmasının zamanı geldi.
Zamanıdır artık zamanının gelmesinin.

Zamanı geldi.

Çeviri: Ahmet Cemal
From: Ellerin Zamanlarla Dolu (2015, İstanbul)
© Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

-

güz kendi yaprağını yiyor elimden: biz iki dostuz.
zamanı ceviz kabuklarından ayıklayıp yürümeyi öğretiyoruz ona:
zamansa dönüyor kabuğuna.

aynada pazar,
düşte uyunan uyku,
ağızsa gerçeği söylemede.

gözüm bir sevgilinin cinselliğine teşne:
öyle bakışıyoruz,
karanlık sözler ediyoruz birbirimize,
haşhaş ve bellek gibi seviyoruz birbirimizi,
uyuyoruz şarap gibi midye kabuğunda,
bir deniz gibi ayın kanlı ışığında.

penceredeyiz sarmaş dolaş,kendimizi seyrediyoruz sokaktan:
vakt erişti, herkesler bilsin bunu!
artık çiçek açma zamanıdır taşın,
yüreğinse tedirginlik zamanı.
zamanıdır, zamanı gelmenin.

artık zamanıdır.

Çeviri: Sevil Eryaşar

-

Aus der Hand frißt der Herbst mir sein Blatt: wir sind Freunde.
Wir schälen die Zeit aus den Nüssen und lehren sie gehn:
die Zeit kehrt zurück in die Schale.

im Spiegel ist Sonntag,
im Traum wird geschlafen,
der Mund redet wahr.

Mein Aug steigt hinab zum Geschlecht der Geliebten:
wir sehen uns an,
wir sagen uns Dunkles,
wir lieben einander wie Mohn und Gedächtnis,
wir schlafen wie Wein in den Muscheln,
wie das Meer im Blutstrahl des Mondes.

Wir stehen umschlungen im Fenster, sie sehen uns zu von der
Straße:
es ist Zeit, daß man weiß!
Es ist Zeit, daß der Stein sich zu blühen bequemt,
daß der Unrast ein Herz schlägt.
Es ist Zeit, daß es Zeit wird.

Es ist Zeit.

© 1952 Deutsche Verlags-Anstalt München
in der Verlagsgruppe Random House GmbH

Aus: Mohn und Gedächtnis
München: Deutsche Verlags-Anstalt, 1952
Audioproduktion: HR 1963
“Bugüne kadar neyi sevdimse seni sevebilmek için sevdim.”

Paul Celan, eşi Gisèle’e yazdığı bir mektupta (1952)
“Sadece hakikatli eller gerçek şiirler yazabilir. Bir el sıkışmayla bir şiir arasında hiçbir temel farklılık göremiyorum.”

— Paul Celan, Hans Bender’e yazdığı bir mektupta (Mayıs 1960 civarı)
“Asılmış adamı darağacından indirdiklerinde gözleri daha kırılmamıştı. Cellat aceleyle kapattı onları. Ama olaya şahit olanlar yine de bunu fark etmiş ve gözlerini utançla yere indirmişlerdi.
Darağacı ise o anda kendini bir ağaç sandı, kimse başını kaldırıp bakmadığı için öyle olmadığından da emin olamayız.”

— Paul Celan, “Arka ışık”
“I am the first to drink of the blue that still looks for its eye.
I drink from your footprint and see:
you roll through my fingers, pearl, and you grow!
You grow, as do all the forgotten.
You roll: the black hailstone of sadness
is caught by a kerchief turned white with waving goodbye.”

“Hâlâ gözünü arayan o maviden ilk içen benim.
Senin ayak izlerinden içiyorum ve görüyorum:
parmaklarımın arasından kayıp gidiyorsun, inci, büyüyorsun!
Büyüyorsun, nasıl büyürse tüm unutulmuşlar öyle.
Yuvarlanıyorsun: hüznün siyah dolu tanesi
veda ede ede beyazlamış bir mendile düşüyor.”

“I am the first” (trans. Michael Hamburger)
Çev.:
“Sen
Sen öğretiyorsun
Sen öğretiyorsun ellerine
Sen öğretiyorsun ellerine öğretiyorsun
Sen öğretiyorsun ellerine
uyumayı”

Matière de Bretagne
“Hâlâ gözünü arayan o maviden ilk içen benim.
Senin ayak izlerinden içiyorum ve görüyorum:
parmaklarımın arasından kayıp gidiyorsun, inci, büyüyorsun!
Büyüyorsun, nasıl büyürse tüm unutulmuşlar öyle.
Yuvarlanıyorsun: hüznün siyah dolu tanesi
veda ede ede beyazlamış bir mendile düşüyor.”