özge dirik’in, aramızdan ayrılmadan önceki son notu:

"baba kusura bakma. hiçbir zaman senin istediğin gibi bir evlat olamadım. ama sakın üzülme ve sakın ölümümden onu sorumlu tutmayın. ben bu yolu, acılardan kurtulmak için seçtim. hepinizi çok ama çok seviyorum.

ama ona nasıl öldüğümü söylemeyin. hakkınızı helal edin."

görsel
"ve yarın üşüştüler başıma;
yaşlar, ayaklar, gözler

ve yarı yaşam yakınmaları sürdü adıma

ve yar uzun saçlı bir adamla geldi mezarlığa

ve ya bir kadınla…

ve

gömdüler beni,

öldürdükleri gibi

özenle."

Özge Dirik
görsel


kanatlarında ertelenen her uçuş öfkeli.
hayatına çok gördüğün deri yamalardan sızıyor,
sataşıyor “boyayalım mı abi” diyerek kızıl-siyah saçlarına
dolanıyor tanrının ellerine
koparmaya çalıştıkça
uzadıkça kafanın görkemli örtüsü
uzuyor.

saatleri ters takıp, kandığın
yıldırım yüküyle sardığın elektrik direklerine sarmaşıyor,
metrekareye üç üşümüş insanın üşüştüğü bu kentte
başarıyor yine de yalnız ısınmayı ürkek bedenin.

bak boynunda kararsız pıhtılarıyla gezen kırmızı
merhamet dileniyor, yüzünü mendili bilip
avuç açıyor
senin adına potlar kırıyor
kazasız belasız yolculukları sömüreceğine
yeni garajda “zenginliğinizi arttırsın” diyor,
ülserine vefa sunuyor,
aç kalıyor.

saklanma artık,
çık o bela kapıların ardından.
elma dersem nükleer, armut dersem kimyasal
yaşlanmış oyunlarına tehlike sosu.
gözlerinden daha kör lenslerin
yapmacık hüzünlere bulaşıyor
çarpanlarına ayrılalı, yıllar oluyor.
asal öleceksin,
bir sonrası yok yıkılmışlığının,
hala korkuyor musun?

Özge Dirik
“Yoktan Çok Telaşı”