Ölüm üzerine – tabutmag forum
bugün, kim tarafından yarım bırakıldığını bilmediğim bir yaşamak duyarlılığıyla karşılaştım. mezarlığa gitme yerine yerleşme duyarlılığı.

eğer ölümü gül bebek büyütmek yerine yaşamayı sıradanlaştırabilenlerden biriysek biliyoruz: duyularımızın manzarası huzursuzluktur.
kadına hizmet"in sonunda ulrich von liechtenstein, kendisini hapiste ölüme yakın hissettiğinde bir ekmek kırıntısı aradığını anlatır. ölülerin ruhları bedenden uzaklaşırken bir rüzgar estirirler. bu rüzgar, intihar edende özellikle güçlüdür. ani bir rüzgar çıktığında, herhalde ormanda biri kendini astı, denir.

"penetrare at plures.” “abit at multos.”
çoğunluğun yanına katıldı (öldü)
plautus

elias canetti - ölüm üzerine
"başkalarının gerçek güçsüzlüğüne, onların yenilgisine, son başarısızlığına, şanssızlığına, çöküşüne nasıl karşı konacak?" (s.19)

(bkz:elias canetti)
Ölüme karşı bir direnci ele vermediği gibi hayatta kalanların oh olsunlarına ya da öldürme hevesine de dayanmayan olası bir ölü anlayışını Canetti, hayatının sonuna doğru yaşlanma üzerine tekrarlanan düşüncelerde çizmiştir. Yaşlanmak demek, gittikçe daha çok insanın, tanıdığımız, nefret ettiğimiz, sevdiğimiz ya da saydığımız birçok insanın "ölüler partisi"ne geçtiğini görmektir. Eski Roma'da ölmek, "ad plures ire," (çoğunluğun arasına karışmak) demekti. Metafizik kavramların, pozitivist ayıklaştırmalarının ve postmodern hayal kırıklıkların çabalarından geriye kalanlar, sadece, hiçbir şiirsel ya da felsefi spekülasyonun söz etmeye cesaret edemediği o vedalardır. Bunlar, dramatize edilemeyen, mümkünse çok sıradan ölüm anlarıdır, kahramanca, doğal, özgürce ya da acımasız erken ölüm değildir, olsa olsa önceden görülebilen bir sondur ki, hâlâ bütün kültür tabakalarına inat -her tür cevaba direnen o açık sorular ufkunu görülür kılar. Hayatta kalan kişi "kendini, ortak olduğu şimdinin kaybını görecek ve katlanacak bir arkada kalan olarak" hisseder. O artık annesinin haykırışını duyan o yedi yaşındaki çocuktur: "Oğlum, sen oynayıp duruyorsun, babansa öldü! Sen oynayıp duruyorsun, babansa öldü! Baban öldü! Baban öldü!" Canetti'nin bu haykırışı asla unutmadığı, hatta kendisinin otuz yıl sonra, savaşın ortasında 15 Şubat 1942'de ortaya çıkardığı bir vasiyetin dikeni olarak algıladığının kanıtı çoktur. O günün şimdiye kadar yayımlanmamış notları, haklı olarak elinizdeki kitabın epigrafını oluşturdu: Ölüme karşı düzensiz düşüncelerin bir hayat boyunca yürütülmüş bir planının özdeyişi, "İnsanın Ölüme Karşı Savunulması Üzerine."

Çeviren: Gürsel Aytaç