nilgün marmara – tabutmag forum
Nilgün Marmara’nın, pençesi ensesine dolanan zaman kedisi:

"Ey, iki adımlık yerküre
Senin bütün arka bahçelerini
gördüm ben"
Zarf Dileği:

Bu tuhaf bir atılımla size ulaşan betik, dingin bir günbatımı kızıllığında ve insansız bir yerde okunmalıdır. Elinize geçtiğinde bu ortamın koşulları bütünlenmemişse beklenmeli; betik, geçen anlar sürecinde farklanmayacak, hep aynı kalacaktır. Kuşku duyulmasın hiç!

BİRİNE,

Bu nasıl böylesine pekgözlü, ürkek ve umutlu bir girişim bilinemiyor-

Bilinebilir olanı, size, tansıksı, büyüleyici kokulu, düşsel saydamlıktaki yeşil elmanın eriyişine tanıklık duyumunu, yanısıra, dostluğumuzun (oluşmuş muydu hiç, yoksa böyle bir kavramı benimsemekle yanılgıya mı düşüyorum?) tükenişini yeğinlikle algıladığımı ulaştırmak arzusundan başka ne olabilir? Su an ses çıkarmak istemiyorum, ayinsi bir yazma eylemini yaşamak tini tümüyle doyurabilir, nasıl ki bu doyumu, çoğu kişi için müzik gerçekleştiriyor. Yaşamın kaynağının yazı olduğuna duyulan inanca güçleniyor her geçen gün. Ya konuşma? Onun kendine özgü bambaşka bir yapısı var ve en az ikiliyi gerektirdiği için gerçeklikte. Hayır, monologu unutmuyorum, ancak, taşıdığı sayrı öznellik açısından sözkonusu edilemez şimdilik. Ve dialog?! Eksikliğinin beni o gece (şu tuhaf başkaldırırlığım, suskunluğum ve umarsızlığımın gözler önüne en uç noktada serildiği, dışarı açıldığı karanlık) ne denli yıprattığını, ne ölçüde onulmaz yaralar açtığını, ölümle yaşam arasındaki o geçiş yerine nasıl duygusuzca atıverdiğini ve sonra hiç üzünçsüz bir bakan ı yapıladığını ve o yargılayıcı bakışın, kendi dışındaki herkes için yaklaşık aynı değerlendirmeyi yapabilecek olanın bilincine vardığımda en büyük acıyı bir travma gibi, öç alırcasına elime tutuşturduğunu ve işte bu sarsıcılığının bana neler anlamlayabileceğini hiç düşünebiliyor musunuz?

Aralıklarla gözlerimi size çevirdiğimde bana sessizce ve dümdüz baktığını ayrımsıyordum. Belki zorunluluklara, birini o anda bırakıp gidememe, kalık yapıya ilençler yağdırıyordunuz, belki kadınlara... En baskını uyku isteğidir ki, ezici özellikleri, dışındaki her şeyi kara gördürerek, baskısını başka için olumsuz yargıya hızla yöneltir. Üzgünüm aşağıladınız demekten, hüznümü silebilecek birkaç sözcüğü nasılsa esirgediniz diye sormaktan, bu bilinçli ya da bilinçsiz seçiminizin suskunluğu hızlandırıcı ve bütünleyiciliğinin bana umulmaz rahatsızlıklar verdiğini yadsıyamamaktan ÜZGÜNÜM! Karanlığın içinde varoluşunuzu böylesine keder verici algılamamın sonucu, sonsuzca katlanan uslamlamalar, içsel haykırışlar, yürek daralmalarına neden olduğunuz bildirilse, inanışınızın ve düşündükten sonra katılımınızın içtenlik kanıtı ne olabilir? Beylik bir alaycılıkla, küçük gülümsemelerle, o dondurulmuş suların beyin hücrelerime etkidiğini söyleyip, yazılanları izleyerek, göz kırpıncaya dek geçen incecik zaman kadar bile sürmeyecek bir edimle kağıdı böylelikle düşüncelerimi, örneğin bir ateş kütlesi içinde yok edebilirsiniz. Ya da hiç yoketme gereğini duymadan, yazımı tümüyle usyarılımlı, yorum delilikli söz oyunları olarak algılayıp belleğinize, sözcüklerimi kabul onayını verdirtmeyebilirsiniz. Seçiminiz dolaysız unutuş yanlısı olabilir.

Sevgili karagönüllüğüm ve karamsarlığım içkinliğinde sunabileceğim olasılıkları çoğaltabilirim. İyicilliğimden neler diye sorulursa-

ŞİMDİ DURMAK

ARTIK BÜYÜK OZANLAR ÇAĞLAYANINDA YUNMAK VAR.

Göğünüzün genleşmesi dileği ve sevgiyle. Ağustos, 1980

Marmaris

_
Nilgün Marmara, Metinler