monsieur teste – tabutmag forum
paul valery'nin, bizi, sadece kendi kafasında, kendi fikirleriyle, kendi aklına göre yaşayan edmond teste'in zihninde bir yolculuğa çıkardığı kısa felsefi eseri. yazdığı önsözde çevirmeninin (ayberk erkay) de belirttiği gibi, tanpınar'a ilham kaynağı olmuş olması muhtemel. şöyle ki:

"süreye, zamana, zamanın pay edilmesine, ayarlanmasına -zamanın, itinayla seçilmiş şeyler ve bu şeylerin özenle beslenmesi için harcanmasına- adanmış incelikli sanatla meşgul olmak, m. teste'in büyük ölçüde mesai ayırdığı uğraşlardan biriydi. [...]"

şuradan:
tanrım, boşluktaydım, sonsuzcasına hiçtim ve durgundum. rahatsız edildim ve bu tuhaf karnavala fırlatıldım... ve lütfunuzla, acı çekmem, keyif almam, anlamam ve yanılmam için gereken her şeyle donatıldım; fakat uyum göstermiyor bu kabiliyetler.

düşünürken baktığım ve üzerine son düşüncenin kazınacağı bu karanlığın efendisi biliyorum sizi.

lütfedin, ey karanlık - lütfedin nihai düşünceyi...

lakin herhangi bir düşüncenin "nihai düşünce" olması mümkün.

aksi mümkün olsaydı, eğer kendisinde nihai ve kendisiyle nihai bir düşünce var olsaydı, onu düşünerek ya da tesadüfen bulabilirdik ve bulduğumuzda, ölmemiz gerekirdi. bir düşünceden ölebilmek olurdu bu, ondan sonra gelecek bir emsali olmamasından dolayı.

aklımı putlaştırmış olduğumu itiraf ediyorum, fakat başkasını bulamadım. ona armağanlar sundum, hakaretler yağdırdım. benim değilmiş gibi. ama...
yanıp tutuşun, ışıyıp parlayın ama kumanda sizde olsun ve değişik şeyi küçümseyip, her yerden bir iktidar çıkarın.
“bakın, bütün aptallar insanlıktan, bütün zayıflar da adaletten medet umar; çünkü birinin de ötekinin de mağduriyetten çıkarları vardır.”
"kendi gözleriyle hemen hiçbir şey okumadığını, onları tuhaf bir maksatla, sanki içeriye bakmak için kullandığını biliyorsunuz. yanlış bir sözcük kullandım, özel bir maksatla demem daha doğru olur. gerçi bu kadarı da kafi değil elbette. nasıl ifade edeceğimden emin değilim; hem içeriye bakan, hem özel... hem evrensel!"

*malumunuz, bize en çok ait olan, bizim için en kıymetli olan, karanlığın perdesi ardında saklıdır. kendimi bütünüyle tanısaydım, kendim olmaktan mahrum kalırdım gibi geliyor. gelin görün ki, başka birisinin gözünde saydamım, görülüyorum, öngörülüyorum, olduğum gibiyim, gizemsiz, gölgesiz, kendi içimdeki bilinmeyene -kendime dair bilgisizliğime- derman olacak herhangi bir çareden yoksun!

*yüreği ıssız bir ada... aklının cüssesi ve kuvveti onu sarıyor, muhafaza ediyor; derinlikleri onu hakikatten saklıyor, ona karşı müdafaa ediyor. orada yapayalnız olmakla övünüyor... sabır gösterin sevgili hanımefendi. belki gün gelir, kumların üzerinde bir ayak izine rastlar... o kutlu günde, tanrı'nın lütfu bir iz, hayırlı bir dehşete, kutlu bir korkuya vesile olur ve adasında başkalarının da yaşadığını ona gösterir!...

*tanrım, boşluktaydım, sonsuzcasına hiçtim ve durgundum.

*gördüğüm beni kör ediyor. duyduğum beni sağır ediyor. bildiğim beni cahil kılıyor. bildiklerim kadar ve bildiklerimden dolayı cahilim. önümdeki aydınlık, bir göz bağı, ya bir geceyi gizliyor ya da daha -daha ne?- bir ışığı. burada çemberi kapanıyor bu tuhaf alaboranın: bilgi, varlığın semasında bir bulut; parlayan dünya, göze inen perde, donuk. görebileceğim her şeyi kaldırın ortadan.

*beni ben yapan, bendeki, bana meçhul olandır.

*duyumsamanın duraksadığı anlar oluyor. nice sarsıntı bir yere varmıyor. hareketin yekunu, sonsuz sayıda tekrardan oluşuyor; bir diğerini ikna ediyor asla varılamayacak olduğuna... sakın sonsuzluk ve cehennem, kaçınılmaz olan bir yolculuğun naif ifadeleri olmasın?

*benim nazarımda yokluğa boyanmıştınız

*bu giderek büyüyen nebulanın içinde kah görünüp kah kayboluyordu

*zihnimde pazarı, borsayı, hülyaların takas edildiği garp çarşısını görüyordum

*düş parçaları düşüyordu payıma.

*tanrı uzakta değil. o, en yakında olan.

*bu kadar uzaktan nasıl dönülür?

*gizle tanrını - gizle iblisini

*bütün bir ömür bu dakikaya çalıştım