‘başarı’ denen kelimeyi hiç sevmiyorum ve her zaman kendimi ona karşı savunuyorum, çünkü o kelimenin ne anlama geldiğini bilmiyorum. benim gözümde başarı, çok istediğim bir şeyi elde etmek demektir. başarı budur. ancak istediğim şey herhalde ulaşılmaz bir şeydir, o yüzden de ben, böyle bir değerlendirme yapmaktan çekinirim. tabii ki gördüğüm kabul, her sinemacının hırsını büyük oranda tatmin eder. ben de kesinlikle çok hırslıyım ve hiç şüphesiz, bu hırs beni davrandığım şekilde davranmaya itiyor. bundan kuşkum yok. ancak bunun başarıyla bir alakası yok. bu başarıdan çok uzak bir şey.

bir tarafta tatmin edilmiş hırslarım var. öte yandan, kabul görme, ihtiraslarınızı sadece belli bir oranda tatmin eder ama hiçbir zaman tam olarak değil. kabul görme günlük meseleleri çözümleme konusunda yardımcı olur. tabii para bulmak için savaşacağınız yerde, onu kolaylıkla elde etmeniz çok daha iyidir. aynı şey oyuncular ve aklınıza gelecek diğer şeyler söz konusu olduğunda da geçerlidir.

fakat bununla beraber, bazı şeyleri kolaylaştırmanın kendi içinde ne kadar iyi bir şey olduğunu bilemiyorum. bazı şeylerin zor olmasının kötü bir şey olup olmadığından emin değilim. acı çekmenin çekmemekten daha kötü olduğundan emin değilim. bazen acı çekmek daha iyidir. herkes bir kere bunu yaşamalıdır. bizi olgunlaştıran da budur. insan doğasını bu oluşturur. kolay bir hayatınız varsa, başkalarını da düşünmeniz için bir sebebiniz yoktur. kendiniz ve başkası hakkında endişelenmeniz için bir şekilde acıyı yaşamış olmanız, acı çekmenin ne olduğunu bilmeniz gerekir. böylelikle incindiğinizde, incinmenin ne olduğunu anlarsınız. çünkü acının ne olduğunu anlamazsanız, acının olmadığı bir hayatı da anlamaz ve öyle bir hayat için şükredemezsiniz.

en çok acı çektiğim zamanı ne size ne de bir başkasına anlatırım. bu en acı veren, aynı zamanda da en derinde saklanan şeydir. bunun hakkında konuşmam, ikinci olarak da, bazı yerlerde meydana çıksa da, bu acıyı kendime bile itiraf edemem. kuşkusuz bu acı bir yerlerde ortaya çıkacaktır ve eğer gerçekten isterseniz onu bulacaksınızdır.

tabii ki, kendimi bir şeylerden kaçıyor gibi hissediyorum ama bu beni rahatsız etmiyor. bazen hayatınızı sürdürmek için kaçmanız gerekir. ben polonya’daki durumdan kaçmakta geç kaldığımı düşünüyorum. 1980’de gereksiz bir şekilde kandırılmama izin verdiğim kanısındayım. bir başka darbenin acısını daha yaşamak durumunda kaldım. bunu daha önceden fark edip kaçmalıydım. ne yazık ki, pek aptaldım.

aslında kendinizden ya da olduğunuzu düşündüğünüz şeyden kaçarsınız. dürüst olmak gerekirse, bu benim açımdan hiç sorun olmadı. herkes gibi ben de haklı olanın ben olduğumu düşündüğümden, tecrit edilmiş olmak bana sorun çıkarmamıştı. bugüne kadar da haklı olduğuma inanarak geldim. yanlış ve salakça yaptığım tek şey, bütün bunlara sırtımı dönmekte gecikmiş olmamdı. herhalde böyle olması gerekiyordu.

danusia stok, kieslowski kieslowski'yi anlatıyor