“Özel mülkiyet bizi öyle aptallaştırmış ve duyularımızı tek boyutlu kılmış ki bir şey ancak ona sahip olduğumuzda bize bizim diye görünüyor, yani bizim için bir kapital olarak var olduğunda; ya da onu doğrudan mülklendiğimizde, yediğimizde, içtiğimizde, giydiğimizde veya onun içinde yaşadığımızda vs., kısaca, ancak onu kullandığımızda o bizimdir diyoruz. Bununla birlikte, özel mülkiyet, sahiplenmenin bu doğrudan gerçekleşmelerini de sadece yaşamı sürdürmenin araçları olarak sunuyor bize. Onların birer araç olarak hizmet ettiği o yaşam ise [bizim değil] özel mülkiyetin yaşamıdır: sürekli çalışma ve paraya dönüştürme yaşamı.”

— Karl Marx, 1844 Elyazmaları
“Dinsel [inançlı olmanın ve imanını korumanın karşılaştığı] acılar, aynı zamanda, gerçek [dünyevi, dünyada yaşanan] acıların bir ifadesidir ve gerçek acılara karşı bir protestodur. Din ezilen canın iç çekişidir, kalpsiz bir dünyanın kalbidir, ruhsuz bir hayatın ruhudur. Din [bu acılara maruz kalan] insanın afyonudur.”

Ç.N.: Bu pasajın çevirisine köşeli parantezlerle müdahale etme ihtiyacı duydum, çünkü genelde son cümlesi tek başına, yani bağlamından koparılarak alınıp, Marx’ın dinle ilgili esas görüşüymüş gibi, üstelik son derece yanlış bir şekilde yorumlanıp sunuluyor: “Din halkın afyonudur: yani diyor ki din halkın uyuşturucusudur, kitleleri uyutmak için uydurulmuş bir şeydir.” Hayır, öyle bir şey demiyor, bu senin uydurman.
“Does not the true character of each epoch come alive in the nature of its children?”
“Her çağın gerçek karakteri o devrin çocuklarının tabiatında hayat bulmaz mı?”

— Karl Marx, Grundrisse (1857)
“Dünyada birçok kadın var ve bazısı güzel de. Ama ben her hattı, her kırışığı bana hayatımın en güzel, en büyük anılarını hatırlatan bir yüzü bir daha nerede bulabilirim? Sonsuz acılarım, yeri doldurulamaz kayıplarım bile senin güzel çehrende kayıtlı, ne vakit o tatlı yüzünü öpsem acılarımı da öpüp dindiriyorum.”

— Karl Marx, eşi Jenny’e yazdığı bir mektuptan (21 Haziran 1865)
“Modern kötülüklerin yanısıra, dünün mirası olan bir sürü kötülüğün; çok eski üretim biçimlerinin hâlâ alttan alta sürüp gitmesinden doğan ve bunların kaçınılmaz olarak beraberinde getirdiği birçok çağdışı [arkaik] toplumsal ve siyasal ilişkinin altında eziliyoruz. Yalnızca yaşayanlardan değil, ölülerden de acı çekiyoruz. Le mort saisit le vif!”*

Kapital I. Cilt, Almanca İlk Baskıya Önsöz (1867)
“Emekçi sınıflar refahın artışı içinde yoksul, lüksün artışı içinde sefil kalmaya devam eder. Maddi yoksunlukları fiziksel gelişimlerini olduğu kadar ahlâki gelişimlerini de engeller. Düze çıkmak için başkalarına güvenemezler. Bu durumda eldekilerle başlarının çaresine bakmak onlar için kaçınılmaz bir zorunluluk olur.”

interview in New York World 1871