yaşamımdan eksilen şu ‘akıntısına kapıldığım’ uzaklığın, yani uzaklaşmanın yokettiği canlılığın, yani içi boşaltılmış (ama) sahici bir yakınlığın, yani belirsizliğin tuhaf tasarımıyla bekleme ve izleme arasında gidip geliyorum.

bu şu anlama gelecek: ben ile ben arasında, varlığımı bütünleyen ince bir tabaka var; kiminde “çoğunlukla” genişleyen. toplum içinde nefes almamı (başka anlamlarda), bazen öyle kalmamı sağlayan uzağın arkasında, (yani kişinin öteki (karanlık) yanı) kendime gelip-giden, kendime dayanan, kısacık bir an için kendimi izleyen-bekleyen bir şey: kabullenme.