"Bir şeyi arzu etmek kuşkusuz o şeye sahip olmaya doğru ilerlemek demektir (‘sahip olmak’ burada bizim bir parçamız olmasını istemek anlamındadır). Bu nedenle arzu doyurulur doyurulmaz söner, doyumla birlikte sona erer. Oysa sevgi sonsuza dek doyumsuz kalır. Arzunun edilgen bir özelliği vardır; bir şeyi arzu ettiğimde, aslında arzu ettiğim şey o nesnenin bana gelmesidir. Yerçekiminin merkezi olarak ben, her şeyin benim önüme düşmesini beklerim. [Oysa] sevgi, arzunun tam tersidir, çünkü baştan sona etkinliktir. Sevgide, nesnenin bana gelmesi yerine, ben nesneye giderim ve onun bir parçası olurum. Sevgi eyleminde iki kişi kendilerinin dışına çıkar. Belki de doğanın insana, kendisinin dışına çıkıp başka bir nesneye yönelme olanağını tanıdığı en yüce etkinliktir sevgi. O bana doğru gelmez, ben ona doğru çekilirim."

Sevgi Üstüne (1995)
"İnsanlar tiyatroda trajedi oynuyor, çünkü aslında uygar dünyada sahnelenen trajedinin gerçekliğine inanmıyor."

Kitlelerin Ayaklanışı (1930)
“Her toplumda, tiyatrolarda ve toplantılarda, kamusal anıtlarmış gibi parmakla gösterilen birkaç ‘resmi güzel’ vardır. Oysa, erkeklerin kişisel aşk ateşleri bunlara pek yönelmez. Bu tür güzellik öylesine kesin bir şekilde estetiktir ki kadını bir sanat nesnesine dönüştürür, onu yalıtarak belirli bir uzaklığa yerleştirir. O kadın beğenilir – uzaklığı düşündüren bir duygudur bu – ama sevilmez. Aşkın öncü gücü olma görevini üstlenen yakınlaşma arzusu, salt bu beğenmenin getirdiği uzaklık nedeniyle imkânsızlaşmış olur. ‘Resmi güzeller’, kişinin sadece bir anlığına ve belirli bir uzaklıktan baktığı ilgi çekici şeyler, kamusal anıtlardır. Kişi onların karşısında kendisini bir turist gibi hisseder, fakat bir âşık gibi değil.”

Sevgi Üstüne (1957)