Şu geldiğimiz zamanda, Amerika'da, bağımsız basın diye bir şey yoktur. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. İçinizden hiçbiri kendi gerçek düşüncelerini yazmaya cesaret edemez, etseniz bile baştan bilirsiniz ki bu yazdıklarınız asla basılmayacaktır.

Bana, samimi düşüncelerimi çalıştığım gazeteye yazmamam için maaş veriyorlar — sizlerin durumu da aşağı yukarı benimkiyle aynı. Ve gerçek düşüncelerinizi yazma ahmaklığında bulunacak olursanız sokaklarda kendinize başka bir iş aramak zorunda kalırsınız. Başında olduğum gazetenin bir nüshasında olsun dürüstçe yazdığım bir yazının, kendi yazımın, basılmasına izin verseydim, üzerinden daha yirmi dört saat geçmeden işimi kaybetmiş olurdum.

Gazetecilerin işi hakikati ortadan kaldırmak, dobra dobra yalan söylemek, saptırmak, iftira etmek, yaltaklanmak ve günlük ekmeği uğruna halkını ve ülkesini satmaktır.

‘Bağımsız basın’ kutlaması yapmanın ne büyük bir budalalık olduğunu siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Bizler sahne arkasındaki zenginlerin oyuncakları ve kullarıyız. Bizler hoplayıp zıplayan kuklalarız; iplerimizi çekiyorlar ve bizler de oynuyoruz. Yeteneklerimiz, imkânlarımız ve hayatlarımız başka insanların elinde. Bizler entellektüel fahişeleriz.

The New York Tribune gazetesinin editörü meslektaşlarına hitaben konuşuyor, 1880