“Seni seviyorsam, göremediğin şeyleri fark etmeni sağlamak zorundayım (aynı şekilde, beni seviyorsan, göremediğim şeyleri bana göstermeye çalışman gerekir, çünkü sevgi çift yönlü bir akıştır, ben senin daha iyi görmeni sağlamaya çalışırım ve sen de benim), bu çaba esnasında ben de görmediğim şeylerin bilincine varırım. Onları sensiz göremem, ve tersi de doğrudur, sen de bensiz göremezsin. Kimse halihazırda gördüğünden daha fazlasını görmeye meyilli değildir (o gördüğü şeyin bilgisine bir süre sonra zaten vakıf olduğunu düşünüp ona bir alışkanlıkla, ezberle bakma eğilimindedir). Kişinin gördüğü şeyi görmeyi sürdürmekte kararlı olması gerekir. Bunun üstesinden gelebilmenin tek yolu sevgi dediğim o çift yönlü akışı kabul etmektir.”

The Black Scholar röportajından (1973)
“Well, if one really wishes to know how justice is administered in a country, one does not question the policemen, the lawyers, the judges, or the protected members of the middle class. One goes to the unprotected — those, precisely, who need the law’s protection most! — and listens to their testimony. Ask any Mexican, any Puerto Rican, any black man, any poor person — ask the wretched how they fare in the halls of justice, and then you will know, not whether or not the country is just, but whether or not it has any love for justice, or any concept of it. It is certain, in any case, that ignorance, allied with power, is the most ferocious enemy justice can have.”

“Doğrusu, biri bir ülkede adaletin nasıl işlediğini bilmek isterse, gidip polislere, avukatlara, hakimlere veya korunaklı bir hayatı olan orta sınıfa sormaz; korumasız olanlara gider (yani tam da yasanın korumasına en muhtaç olanlara) ve onların beyanını dinler. Bu ülkedeki herhangi bir Meksikalıya sorun, herhangi bir Porto Rikoluya, bir siyaha, bir yoksula sorun, yani lanetlilere sorun, mahkemeye düştüklerinde sonuç onlar için ne oluyor. O vakit anlarsınız, sadece o ülkenin adaletli olup olmadığını değil, orada adalete en ufak bir sevgi duyulup duyulmadığını veya böyle bir mefhumun olup olmadığını da anlarsınız. Şu kesindir ki, her durumda, iktidara yamanmış cehalet adaletin sahip olabileceği en vahşi düşmandır.”

No Name in the Street (1972)
“Not everything that is faced can be changed, but nothing can be changed until it is faced.”

“Yüzleşilen her şey değiştirilemez ama hiçbir şey yüzleşilmediği sürece değiştirilemez.”

“As Much Truth As One Can Bear” (1962)