boiocatus’un romalılara dediği gibi. dünyadan ne diye yakınırsın? bağladığı yok ki seni: dertler içinde yaşıyorsan, bu korkaklığın yüzündendir senin; istediğin zaman ölmek elinde:

ubiqe mors est; optime hoc cabit deus;
eripers vitam nemo non homini potest;
at nemo mortem: mille ad hanc aditus patent. (seneca)

montaigne
"…sanat, yaşamın bir olumlaması olmalıdır, başka bir yaşam getirmeye çalışmak değil… yalnızca yaşadığımız ve zihnimizi, arzularımızı aradan çıkartıp kendi bildiği gibi davranmasına izin verdiğimizde öylesine mükemmel olan yaşamın ta kendisine uyanmanın bir yolu olmalıdır."

john cage (jean baudrillard, tüketim toplumu)
"intelekt, ilk iş olarak bir nesneyi başka bir şeyle birlikte sınıflandırır. ancak bizim için sonsuz önemi olan ve bizde düşkünlük uyandıran bir nesne kendi türüne özgü ve eşsiz olmalıymış gibi gelir bize.

bir yengeç kendisini, hiç tınmadan ve özür bile dilemeden, kabuklu olarak sınıflandırdığımızı ve böylece işleri yoluna koyuverdiğimizi bilse herhalde kişisel bir öfke duygusuyla dolup taşardı.

"ben böyle bir şey değilim" derdi;
"ben kendimim, yalnızca kendim.""

abraham maslow, insan olmanın psikolojisi
"insanlar gözlerini yumarak, uyuklayarak ve gösterilerle kandırılmaya rıza göstererek, her yerde, tamamen aldatıcı temellerin üstüne inşa edilmiş olan rutin yaşamlarını ve alışkanlıklarını kurup pekiştirir. gerçekler uydurma addedilirken yalanlar ve aldatmacalar sağlam gerçekler gibi itibar görür. eğer insanlar her zaman yalnızca gerçekleri gözetseydi ve aldanmaya cevaz vermeseydi, bildiğimiz şeylerle karşılaştırıldığında hayat bir peri masalı gibi gelirdi. eğer yalnızca kaçınılmaz olana ve kaçınılmaz olmaya hakkı olana saygı gösterseydik sokaklarımızda müzik ve şiir yankılanırdı."

henry david thoreau, yalnızlık
"doğu alemi, kader, kısmet ve önceden belirlenmiş hayat çizgisi gibi kavramlardan söz ettiği ölçüde bilimsel batı onu hor görür genellikle. oysa şimdi, hayat çizgisini önceden belirleyen şey, düğme. tüm eylem süreçlerimiz ve bunların sonuçları önceden biliniyor. seçimlerimiz, düğmenin sunduğu seçeneklerle sınırlandırılmış. düğmeye basmanın sonucu, ürünü imal eden firma tarafından garanti edilmiş durumda. eylemlerimiz önceden belirlenmiş olmakla kalmıyor, bunların garantisi bile var. aynı. tutarlı. asla değişmez. yenilik ihtimali sıfır. yaratıcılık sıfır. özgürlük sıfır. totalitarizm. yaşamlarımız gitgide daha mekanik, gitgide daha düzenlenmiş, gitgide daha düşüncesiz ve duygusuz bir rutine tabi kılınıyor. gelecek yüzyılın duygu teknolojisi, açlık, şehvet, saldırganlık gibi duyguları bile düğmeye bir basışta hissetme ya da tatmin etme olanağını verecek bize. zaman kazandıran makinelerin ve düğmeli kontrol mekanizmalarının bize görünürde sunduğu sonsuz sayıdaki seçim, çok küçük ve sınırlı bir bağlamın içinde yer alıyor aslında. kendi totalitarizmimizin kurbanlarıyız. her düğmeye basışımızda davranış çeşitliliğini, atalarımızdan kalma davranış tarihini yok ediyoruz. “zıp, sen öldün.”"

gündüz vassaf, cehenneme övgü
gündelik hayatta totalitarizm
"uyuyamayan, uykusuzluk hastalığı çeken kişiler, karanlığın getirdiği sınırsız özgürlük ve gerçeklikle baş edemeyen kişilerdir aynı zamanda. bu insanlar, gün boyunca her şeyi izlemekle oyalanırlar. oysa gece artık izlenecek bir şey yoktur. sadece yaşamın o belirgin sesi duyulur içten içe. gündüzden soyutlanıp kurtulmuş olan anlamsızlık, artık saklı değildir. hayatta olma bilinci kendini daha güçlü bir şekilde hissettirir geceleri, ölümün varlığı da öyle. “yaşamın anlamı” gece duyumsanır ve sorgulanır. kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. yaşam, gecenin konusudur."

gündüz vassaf, cehenneme övgü
gündelik hayatta totalitarizm
"yalnızlardan söz etmemiz insanlardan, fazla anlayış beklememizdir. insanlar, neden söz ettiğimizi anlarlar sanıyoruz. hayır, anlamazlar. bir yalnızı görmemişlerdir asla; ondan, tanımaksızın nefret etmişlerdir yalnız. insanlar, onu tüketen komşular olmuşlardır; bitişik odanın, onu baştan çıkaran sesleri olmuşlardır. insanlar, patırtı etsinler, onun sesini boğsunlar diye, eşyaları ona karşı kışkırtmışlardır. narinliği ve çocuk oluşu yüzünden çocuklar, ona karşı birleşmişler ve o her büyüyüşünde, yetişkinlerin rağmına büyümüştür. bir av hayvanı gibi barınağını sezmişler ve uzun gençliği sürekli bir takip altında geçmiştir.

güçten kesilmeyip de ellerinden kaçtıkça, yaptığı şeylere bağırmışlar, çirkin deyip kötülemişlerdir yaptıklarını ve o, bunlara kulak asmadı mı biraz daha ortaya çıkmışlar,
yiyeceğini bitirmişler,
teneffüs edeceği havayı tüketmişler ve
iğrensin diye yoksulluğuna tükürmüşlerdir.

bulaşıcı hastalığı olan biri gibi adını kötüye çıkarmışlar, daha çabuk kaçıp gitsin diye ardından taşlar atmışlardır. ve yıllanmış içgüdülerinde haklıydılar gerçekten: o, gerçekten düşmanlarıydı çünkü."

rainer marie rilke - malte laurids brigge’nin notları
"yaşam bana hep kök gövdeden beslenen bir bitkiyi anımsatır. yaşamın kök gövdesinde saklandığı ve görünmez olduğu doğrudur. toprağın üzerinde görünense yalnızca tek bir yaz dayanır; sonra da solar gider. kısa ömürlü bir görüntü bu. yaşamların ve medeniyetlerin sonu gelmeyen oluşumlarını ve yok olup gidişlerini düşündüğümüzde mutlak bir hiçliğin etkisinden kurtulamayız. buna karşın ben, hiçbir zaman sonsuz akışın altında yaşayan ve sürekliliği olan bir şeyin var olduğu duygusunu yitirmedim.

gördüğümüz geçici bir tomurcuktur. kök gövdeyse kalıcıdır."

anılar, düşler, düşünceler
carl gustav jung
”...ama biliyor musunuz bay brul, çocuklara on altı yıl süren bir alışkanlıklar düzenliği dayatmak alçaklıktır. zaman çarpıtılıyor bay brul. gerçek zaman mekanik değildir, hepsi birbirine eşit saatlere bölünmez...

her sabah 7de kalkın, öğlen yemek yiyin, dokuzda yatın. asla kendinize ait bir geceniz olmayacak ve denizin alçalmayı bırakıp durduğu, yükselmeden önce gece ve gündüzün birbirine karışarak birleştiği ve tıpkı okyanusa kavuşan nehirlerin yaptığı gibi bir coşku seti oluşturduğu, dingin bir zamanın var olduğunu asla bilemeyeceksiniz.

on altı yılımın gecelerini çaldılar benden bay brul, başka şeylerin yanı sıra. onları da çaldılar. amacımı çaldılar benden. beşinci sınıfta, altıncı sınıfa geçmemin tek hedefim olması gerektiğine inandırdılar beni... son sınıfta, bitirme sınavını geçmem gerekti ve daha sonra bir diploma. evet, bir amacım olduğunu zannettim bay brul ve hiçbir şeyim yoktu... başı sonu olmayan bir koridorda, bazı budalaların arkasına takılıp, başka budalaların önünde yürüyordum. size zorlanmadan yutturmak için, acı tozların kapsüllere konulması gibi, diploma denen eşek postlarıyla kaplanıyor hayat... ne ki, bay brul, hayatın gerçek tadını tercih ederdim, bunu artık biliyorum.”

boris vian / kızıl ot
"bir çiçeğe sahip olmak isteyen onun güzelliğinin soluşunu seyretmek zorunda kalır. ama bir tarladaki çiçeğe sadece bakmakla yetinirsen, o hep seninle olacaktır; çünkü çiçek akşamın ve günbatımının ve nemli toprağın ve ufuktaki bulutların bir parçasıdır… orman bana bunu öğretti. senin hiçbir zaman benim olmayacağını, o yüzden de seni hiç kaybetmeyeceğimi öğretti. yalnızlık içinde geçen günlerimde sen benim umudumdun, kuşkuya kapıldığım anlarda sen benim kaygımdın, inanç anlarında sen benim kesin kararlılığımdın… bundan sonra aşk’ın özgürlük olduğunu hep hatırlayacağım. öğrenmesi çok uzun yıllar alan ders işte buydu."

paulo coelho - brida