"ya evet, sanki birden çok kişiyiz biz, hepimiz sağırız, sağır bile değiliz, yaşam getirmiş bizi bir araya. bir başkası, ya da aynısı, ya da ilki, evinizde kalmanız gerekirdi, diyor, tümünün de aynı sesi, aynı düşünceleri var."
"kollarımın arasındayım ben, kendimi kollarımın arasında, büyük bir sevgiyle olmasa da bağlılıkla, evet bağlılıkla tutuyorum; uyu şimdi, şu uzaktaki lambanın altındaki gibi, birbirine sarılmış, bu kadar çok konuşmaktan, bu kadar çok dinlemekten, bu kadar çabalamaktan ve oynamaktan yorgun düşmüş."
"sonunda benim diyebileceğim, kendime layık zehirler hazırlayabileceğim bir kafaya ve yollara düşmek için bacaklara sahip olacak mıyım, oraya ulaşacağım sonunda, gidebileceğim sonunda, tüm istediğim bu işte, hayır, elimden gelmiyor bir şey istemek. yalnızca bir kafa, iki de bacak, hayır, ortada bir bacak, zıplaya zıplaya giderdim. ya da yalnızca yusyuvarlak ve dümdüz kafa yeterli olurdu, yüz çizgilerine gerek yoktu, arı gibi bir usa indirgenip, yokuşların eğilimlerine uyarak yuvarlanıp giderdim, hayır, bu da olmayacak, her şey yükselti halinde burada, bacak ya da eşdeğerde bir şey gerekiyor burada, kasılıp büzülebilen birkaç halka örneğin, böylece uzağa gidilebilirdi."
"... ama bazı şeyler hiç söylenmese daha iyi, öyleyse hiçbir şey söylemiyorum. başka bir yerde birileri var belki, herhalde, başka bir yerde, bu uçsuz bucaksız burada başka bir yer gizli belki de? biliyorum, biraz kafamı çalıştırabilsem, bir çıkış yolu bulurdum, kafamın içinde, sayıca kabarık başkaları gibi, bundan da kötüsü, dünyayla karşılaşırdım yeniden, kafamın içinde, bana gelince hiç de farksız olmazdım başlangıçtakinden. hiçbir şeyin değişmediğini öğrenirdim, değişip duran gökyüzü altında, devingen yeryüzü üzerinde, aynen tüm oyunlar (oyun diyorduk bunlara) için çok kısa kalan o uzun yaz günleri boyunca olduğu gibi gidip gelebilmek için tüm gerekli şeyin bir parça kararlılık olduğunu öğrenirdim, ah biraz çalıştırabilseydim kafamı. yeniden hava olurdu orada, yeryüzünde, süzülüp duran gölgeleri de, bu karınca da, evet bu karınca da olurdu, ah neyse ki çalışmıyor kafam. bırak bunları, bırak, hiçbir şey hiçbir yere götürmüyor, tüm bu şeyler hiçbir anlam taşımıyor, yaşamım çeşitliliklerle yüklü, her şeye sahip olamıyor insan, hiçbir yere varamayacağım, ama ne zaman vardım sanki?"
"bırak, ama bırakıldı her şey, bir yenilik yok burada, bir yenilik yok bende. ah demek ki bir şeyler vardı eskiden, bir şeylerim vardı. inanası geliyor insanın var diye, ama biliniyor olmadığı, hayır, bırakış var yalnızca. ama olmadığını varsayalım, daha doğrusu olduğunu varsayalım, bir zamanlar bir şey vardı diyelim, bir kafanın içinde, bir yüreğin içinde, ellerin arasında, her şey açılıp boşaltılmadan, yeniden kapatılıp doldurulmadan önce. işte rahatladık böylece, bu korkuyu yaşadıktan sonra, yeniden sürdürebilmek için toparlandıktan sonra, bir kez daha."
"orada, bir yerlerde bir çıkış yolu var, deseydim eğer, gerisi gelirdi. öyleyse ne bekliyorum, bunu söylemek için? buna inanmak için? ve ne anlama geliyor gerisi? yanıt verecek miyim, yanıt vermeye çalışacak mıyım, yoksa hiçbir şey sormamış gibi sürdürecek miyim? bilmiyorum, önceden de sonradan da bilemem bunu, gelecek verecek yanıtı, yakın ya da uzak gelecek verecek, işitemeyeceğim, anlayamayacağım, öylesine çabuk ölüyor ki her şey, doğar doğmaz ölüyor."
"nereye giderdim, gidebilseydim eğer, kim olurdum, varolabilseydim eğer, ne derdim, bir sesim olsaydı eğer, kim konuşuyor böyle, ben olduğumu söyleyerek. yanıt verin yalnızca, biri yanıt versin yalnızca."
"of, en iyisi kısıtlamak kendini, gerçek ölüm anını kollamak, bazıları aldatıcı oluyor çünkü, ölüyorum sanıyor insan, bağırmaya başlıyor, yeniden canlanıyor, bağırmalar iyi geliyor, susmak en iyisi, tek yol bu, gebermek istiyorsa insan, yüzünde gülümseme tek söz etmeden, içe atılan binlerce lanetlemeyle ağzına kadar dopdolu gebermek, her şey olası, ya sonrası."
"nereye giderdim gidebilseydim eğer, kim olurdum, varolabilseydim eğer, ne derdim, bir sesim olsaydı eğer, kim konuşuyor böyle, ben olduğumu söyleyerek"