hiç için metinler ve uzun öyküler – tabutmag forum
“zayıf ve kusurlu da olsa, kendi dışımda bir varlığımın bulunduğunu bilmek eskiden heyecanlandırırdı beni. toplum dışı kalıyorsunuz zamanla, kaçınılmaz bir şey bu. bazen insan kendine soruyor şaşkınlıkla, acaba doğru gezegende miyim diye. sözcükler bile bırakıp gidiyor sizi, bu kadar kötü işte. kapların arasındaki dolaşımın kesildiği anlar bunlar, kapları bilirsiniz ya. i̇ki mırıltının arasında varoluyorsunuz hâlâ, kuşkusuz hep aynı şarkı bu, ama siktir insan anlayamıyor bir türlü. arada sırada kapağı itip sandaldan çıkma isteği uyanıyordu içimde, ama başaramıyordum bunu, öylesine tembeldim, öylesine güçsüz hissediyordum kendimi, öylesine derinliklerine gömülmüştüm benliğimin. patırtılı ve buzlu sokakları, ürkütücü suratları, kesen, biçen, paralayan, bereleyen gürültüleri üzerime çullanmış duyumsuyordum. sıçma ya da işeme isteğim gelsin de harekete geçeyim diye bekliyordum bu anlarda. yuvamı kirletmek istemiyordum! yine de başıma geliyordu arada sırada, gittikçe daha sık başıma geliyordu. bedenimi hiç kımıldatmadan, arkama yaslanarak pantolonumu çıkarıyor, deliği serbest bırakacak kadar azıcık yana dönüyordum. evrensel pisliğin ortasında küçük bir kırallık edinip, sonra gelip bunun üzerine sıçmak tam bana yakışan bir şeydi. dışkılarım da bendim, biliyorum, biliyorum, değişen bir şey yok. yeter ama yeter, uyku dışında hiç düş görmeyen ben, çocukluğundan bu yana düşlerin çok uzağına düşmüş olan ben (söylencem böyle olsun istiyor), şimdi de düş görüyordum işte. biliyordum düş ürünü olduklarını, geceydi çünkü, sandalımın içinde yalnız başımaydım. başka ne olabilirdi? sandalımdaydım yani, su üzerinde kayıp gidiyordum. kürek çekmeme gerek duymuyordum, akıntı sürüklüyordu beni. ayrıca kürekler gözüme çarpmıyordu, birileri alıp götürmüştü herhalde. tahtamı tutuyordum elimde, sandal sırasının bir parçasıydı belki de bu, kıyıya yaklaştığımda ya da bir köprü ayağı ya da bağlı bir duba karşıma çıktığında işime yarıyordu. yıldızlar vardı gökyüzünde, bayağı çoktu sayıları. hava nasıldı bilmiyordum, üşümüyordum, terlemiyordum da, dingin gorünüyordu her şey.”

samuel beckett
hiç i̇çin metinler ve uzun öyküler

çev.: uğur ün
“Evet, şu anki gibi öyle anlar oluyor ki ben elimden bir şeyler gelebileceğini duyumsuyorum yeniden. Sonra eskiye dönüyorum, canlılığım yitiyor, uzaklaşıyorum yeniden, yeni bir uzak öyküyle, kendimi uzakta bekliyorum öyküm başlasın diye, bitsin diye, bu ses benim olamaz bir daha. Gidebilseydim eğer oraya giderdim işte, varolabilseydim eğer orada olurdum işte.”

s.109
Samuel Beckett
Hiç İçin Metinler

Ayrıntı:232
Çev.: Uğur Ün
“Zayıf ve kusurlu da olsa, kendi dışımda bir varlığımın bulunduğunu bilmek eskiden heyecanlandırırdı beni. Toplumdışı kalıyorsunuz zamanla, kaçınılmaz bir şey bu. Bazen insan kendine soruyor şaşkınlıkla, acaba doğru gezegende miyim diye. Sözcükler bile bırakıp gidiyor sizi, bu kadar kötü işte. Kapların arasındaki dolaşımın kesildiği anlar bunlar, kapları bilirsiniz ya. İki mırıltının arasında varoluyorsunuz hâlâ, kuşkusuz hep aynı şarkı bu, ama siktir insan anlayamıyor bir türlü.”

Samuel Beckett
Hiç İçin Metinler

Ayrıntı:232
Çev.: Uğur Ün
…en iyisini buldum sonunda, dokuzuncu ya da onuncusu bu, bir süre sonra rahatsızlıklar, düzenlemeler, hepsi bitecek, söz edecek bir şey kalmayacak, perdenin inmesi yakın, ne rahatsız edenler olacak, ne rahatsız edilenler, bitecek bunlar, bütün bunlar, Lulu da, ötekiler de, bütün kepazelikler de, bütün hoşluklar da.

Samuel Beckett
Hiç İçin Metinler

Çev.: Uğur Ün
Deniz, gökyüzü, dağ, adalar yanaştı ve iyice abandılar üzerime, sonra güçlü bir kasılmayla uzayın en uzak sınırlarına çekildiler. Az kalsın anlatacağım öyküyü düşündüm bitkince ve ilgisizce; ne bitirme cesaretini, ne de sürdürme gücünü kendimde bulduğum, yaşamının sureti olan öyküyü demek istiyorum.

s.87
Samuel Beckett
Hiç İçin Metinler

Ayrıntı:232
Türkçesi: Uğur Ün