"Ve acaba bugün, ileri endüstriyel uygarlığın yörüngesi içinde, otoriter bir rejim altında olmayan bir toplum var mıdır? Artık, çeşitli rejimlerin varlığı, alternatif yaşam biçimlerinde görünmediği için, alternatif yönetim ve baskı metodlarında kendini göstermektedir. Dil, sadece bu baskıları yansıtmakla kalmaz; kendisi bir baskı aracı olur. Hatta, emirleri değil, bilgileri ilettiği zaman dahi; tevekkül değil, seçme dilediği zaman dahi; bağımlılık değil, özgürlük istediği zaman dahi bu baskıcı niteliğini sürdürür.

Bu dil, aşkın [transcendent] sözcükleri ya yadsır ya da kendi içinde masseder. Gerçek ve yapay olanı araştırmaz. Kendisi, gerçekler ve yapaylar yaratır ve bunları kabul ettirir. Bu dondurulmuş - sihirli dilin getirdiği yenilik, insanların ona inanmaması ya da aldırmaması, ama yine de söylenilenlere uygun davranmasıdır [yani, o söylenilenin yalan olduğunu biliriz, ama yine de ona uyarız].

Konuşma özgürlüğü, düşünce özgürlüğü gibi kurumlar, kabul ettirilmiş gerçekle zihinsel bir uyum kurulmasına engel olmaz. Düşünce, işlevi ve içeriği, yeniden tanımlanır ve eski tanımlar ortadan silinir. Bireyin toplumla uyumu, aklın kabul ettirilen gerçeği kavrayabilecek kavramları ayrıntılarıyla işlediği tabakalarına kadar varır. Bu kavramlar, düşünsel gelenek ve göreneklerden alınıp, uygulama terimlerine çevrilir. Bu, düşüncenin olumsuzlama gücünü zayıflatarak, düşünce ile gerçek arasındaki gerginliği azaltan bir çeviridir."

Tek Boyutlu İnsan