I

burada diyor, yalnız ayda bir görüyoruz güneşi, o da pek kısa bir süre için. gözlerini ovuşturuyorsun günlerce önceden. ama boşuna. değişmiyor hava. saati gelmeden görünmüyor güneş.

sonra yapacak sürüyle iş var aydınlık kaldıkça, öyle ki birbirimize bakacak zaman bulamıyoruz bu yüzden. tatsız olan, geceleri çalışmak gerektiğinde, ki gerekiyor, durmandan cücelerin doğması.

II

kırlarda yürürken, diyor, çoğu zaman koca yığınlarla karşılaşıyoruz. dağ bunlar, ve er geç bükmen gerekiyor dizlerini. direnmek boş, canını acıtarak bile ilerleyemezsin. sizi üzmek için söylemiyorum bunları. başka şeyler söyleyebilirim gerçekten üzmek istesem.

III

tan kül rengi burada, diyor yeniden. her zaman böyle değilmiş. kimi suçlamalı, bilemiyoruz.

geceleri uzun uzun bağırıyor sığırlar, sonra kavalsı bir sesle susuyorlar. insanlar iyi yürekli, ama neye yarar? okaliptüslerin kokusu sarıyor her yanımızı: iyilik, sessizlik, ama her şeye karşı koruyamaz bu bizi, yoksa sizce bu bizi gerçekten her şeye karşı koruyabilir mi?

IV

bir sözüm daha var, bir soru daha doğrusu: sizin ülkenizde de sular akıyor mu? (aklıma gelmiyor söyleyip söylemediğiniz.) hem nasıl titretiyor insanı, gerçekten suysa. seviyor muyum suyu? bilmem. öyle yalnızlık duyuyorum ki içinde, soğuksa. ılıksa bambaşka bir şey. öyleyse? ne denebilir? sizler ne diyorsunuz, söyleyin bana, açıkça konuştuğunuzda, hiçbir şey gizlemeden?

V

ta bir ucundan yazıyorum size dünyanın. bunu bilesiniz istiyorum. ağaçlar titreşiyor çoğu zaman. yapraklarını topluyoruz. sayılmayacak kadar çok damarları. ama neye yarar? artık hiçbir şey yok ağaçla aralarında. şaşkın, dağılıyoruz.

yaşamak sürüp gidemez mi yeryüzünde, yeller olmadan? yoksa her şeyin titremesi mi gerek, durmadan, durmadan?

yerin altından kımıldanışlar da oluyor sonra, sizden itiraflar sökmek isteyen asık yüzlü kişiler gibi, dalga dalga öfke çıkıyor önünüze evin içinde.

hiçbir şey görmüyor insan, görülmesi önemli olmayanın dışında. hiçbir şey, gene de titriyoruz, neden?

Türkçesi: Cevat Çapan