Otorite (authority), bu fenomenler içinde en kaypaklarından biridir. Terim olarak da en sık kötüye kullamlanıdır.(1) Otorite, örneğin ana/baba-çocuk ya da öğretmen-öğrenci ilişkisinde olduğu gibi kişilere ait olabilir; ya da Roma Senatosu'nda (auctoritas in senatu) veya Kilise'nin hiyerarşik makamlarında (bir rahip sarhoş bile olsa günahları bağışlayabilir ve bu geçerli olur) olduğu gibi makama ait olabilir. Otoritenin en önemli belirtisi, baskı ya da iknaya gerek olmaksızın, itaat etmesi istenenlerin verilen kararı sorgusuz sualsiz kabul etmesidir. (Bir baba, çocuğunu dövdüğünde ya da onunla tartışmaya başladığında, yani ona bir tiran gibi ya da sanki eşitiymişçesine davranmaya başladığında otoritesini yitirebilir.) Otoriteyi korumak için, kişi ya da makama duyulan saygıyı ayakta tutmak gerekir. Dolayısıyla otoritenin en büyük düşmanı ve onu zayıflatmanın en kesin yolu, kahkahadır.(2)

-
(1) Otoriter hükümet diye bir şey vardır, ama tiranlık, diktatörlük ya da totaliter yönetimle ortak bir noktası olmadığı kesindir. Terimin tarihsel arkaplanı ve siyasal anlamı konusunda şu denememe bkz. Between Past and Future: Exercises in Political Thought. New York, 1968 ("Otorite Nedir?", Geçmiş ve Gelecek Arasında, çev. Sina Şener, İstanbul, 1996) ve Karl-Heinz Lubke'nin değerli çalışması Auctaritas bei Augustin, Stuttgart, 1968; burada kapsayıcı bir kaynakçaya da yer verilmiştir.

(2) Wolin ve Schaar, daha önce zikredilen çalışmalarında söylediklerinde tümüyle haklıdır: "Kurallar yıkılmaktadır çünkü üniversite otoriteleri, yöneticiler ve fakülte öğrencilerin çoğunun saygısını yitirmiştir." Ardından şu sonuca varıyorlar: "Otorite gidince iktidar gelir." Bu da doğrudur, ama korkarım ki kastettikleri anlamda değil. Berkeley'de devreye ilk giren öğrenci iktidarıydı; kuşkusuz bu, basitçe sayısal üstünlükleri nedeniyle her kampüste en güçlü iktidardır. Oıoritelerin şiddete başvurması, işte bu iktidarı kırmak içindi. Tam da üniversite otoriteye dayalı bir kurum oldugu ve dolayısıyla saygıya muhtaç olduğu içindir ki, iktidarla şiddete dayanmaksızın uğraşmak bu kadar zordur. Üniversite bugün kendisini korumak için polisi çağınyor - tıpkı Katolik kilisesinin, devletle kilisenin ayrılınasının onu sadece otoriteye dayanmaya zorlamasından önce yaptığı gibi. Bir kurum olarak kilisenin en keskin bunalımının üniversitenin, hala otoriteye dayalı tek seküler kurumun tarihindeki en derin bunalımıyla rastlaşması tesadüften daha fazla bir şey olsa gerektir. Heinrich Böll'ün kilisedeki bunalım konusunda söylediği gibi, her ikisi de "ezeli ve ebedi bir istikrar içinde olduğu iddia edilen 'itaat' atomunun yayılan patlayışına" bağlanabilir. Bkz. "Es wird immer spater", Antwort an Sacharow içinde, Zürih, 1969.

Şiddet Üzerine
1997 İletişim Yayınları
Çev: Bülent Peker