friedrich hölderlin – tabutmag forum
"Sana söylemem gereken bir şey daha var. Altüst olacak, umutsuzluktan öleceğini sanacaksın, ama, iç dünyan seni yine kurtaracak. Avuncu ne defne, ne mersin çelenklerinde bulacaksın; seni ancak ölümsüz gençliği içindeki gelişmesini her duyunla sezdiğin o canlı ve yakın Olymp avutacak. Senin Olymp'in ise işte bu güzel dünya! Sen onun içinde ömür sürecek, dünyanın kutsal varlıkları, doğanın tanrılarıyla sevinci paylaşacaksın."

Hölderlin, Hyperion ya da Yunanistan'da Bir Yalnız
Adam Yayınları, Çev.: Melâhat Togar

(bkz:Johann Christian Friedrich Hölderlin)
Hiçbir şeyim yok, bu da benimdir diyebileyim. Sevdiklerim ya uzakta, ya ölmüş, hiçbir ses bana artık onlardan haber getirmiyor.

Yeryüzünde görecek işim kalmadı. Görevime vargücümle sarılmıştım; ben, o yüzden yıkıldım, ama dünya, bu yüzden hemen hiçbir şey kazanmadı.

Şimdi adsız ve yapayalnız geri dönüyor, alabildiğine uzanan yurdumda ölüler ülkesini dolaşırmış gibi geziyorum. Biz Yunanlıları, ormanın av hayvanları gibi keyfince öldüren avcının bıçağı (Yunanistan'ı egemenliği altında tutan Türkler), bana da vurmakta herhal gecikmeyecek.

Fakat sen göklerin güneşi, sen ışıklarını yine de saçıyorsun! Yine de sen yeşeriyorsun kutlu toprak! Irmaklar hep şırıldayarak denizlere dökülüyor, gölgeli ağaçlar öğlenleri hep fısıldaşıyorlar. Baharın sevinç şarkısı bir ninni gibi kalımsız düşüncelerimi uyutuyor. Her yanından yaşam fışkıran dünyanın bolluğu içinde, yoksul varlığım, besinini bulup doyuyor ve kendinden geçiyor.

Ey mutlu doğa! Güzelliğin karşısında gözlerimi kaldırdığımda, bana ne oluyor bilemem, yalnız önünde akıttığım şu gözyaşlarında cennetin bütün tadı var, sevgililerin en başında gelen sevgili!

Havanın nazlı dalgacığı göğsümde oynaştığında tüm varlığım susuyor ve dinliyor. Çoğu zaman, gözlerim göğün ya da o kutsal denizin sonsuz maviliklerinde, kendimden geçtiğimde, ruhuma eş bir ruh sanki bana kollarını uzatıyor ve ben kimsesizlik acısından sıyrılarak tanrısal bir yaşama doğuyorum sanırım.

Her şeyle bir olabilmek; budur tanrıların yaşamı ve insanların mutluluğu.

Canlı olan her şeyle bir olabilmek, haz içinde kendini unutarak doğada yeniden doğmak. İşte sevinçlerin ve düşüncelerin en yükseği; gün ortasının ağır sıcaklığını yitirdiği, gök gürültüsünün sessizleştiği ve kabaran denizlerin başak tarlaları gibi dalgalandığı sonrasız dinlenme yeri, kutsal yücelik.

Canlı olan her şeyle bir olabilmek! Bu sözle erdemlik, kin güden öfkeyi, insan ruhu hükümdarlık asasını bir yana bırakır; uğraşan sanatçının kuralları Urania'nın (Güzellik tanrıçası Aphrodite) önünde hiç olduğu gibi, her zaman birleşik dünyanın görünümü karşısında da tüm düşünceler dağılır ve o şaşmaz yazgı egemenliğini yürütmez olur; varlıkların birliği önünde ölüm ortadan kalkar ve ayrılmazlık ve sonsuz gençlikle Dünya mutlanır ve güzelleşir.

Çoğu zaman bu yükseklikteyim, Bellarmin'im! Ama küçücük bir düşünce beni bulunduğum yükseklikten aşağı yuvarlıyor. Düşünüyor ve kendimi yine eskisi gibi kalımsızların tüm acılarıyla başbaşa buluyorum. Kalbimin sığınağından, o her zaman birleşik dünyadan hiç belirti yok; doğanın kapalı kolları karşısında ben yine onu anlamayan bir yabancı.

Ah, keşke okullarınıza hiç ayak atmamış olsaydım. Gençlik ülkülerine kapılarak bilimden, temiz sevinçlerimde beni destekleyeceğini beklemiş, kuyusunun derinlerine dalmıştım, ama benim her şeyimi yok eden o oldu.

Aranızda iyice akıllandım, çevremdeki şeylerden kendimi ayırt etmeyi iyice öğrendim ve beni saran güzel dünyanın ortasında tek başıma kaldım. Yetiştiğim ve yeşerdiğim doğa bahçesinin dışına atılmışım, öğle güneşiyle kavruluyorum.

Ah, insan, düş kurabildiğince bir Tanrı, düşünebildiğinceyse bir dilenci.

Coşkunluk geçtikten sonra o, eline acıyarak sıkıştırdıkları birkaç paraya bakakalan, baba evinden kovulmuş, kusurlu bir çocuk gibi ortadadır.

Hölderlin, Hyperion ya da Yunanistan’da Bir Yalnız
Çev.: Melâhat Togar
Adamas'ın bana o gün söyleidği her bir söz acısı ve sevinciyle hâlâ içimdedir. Ruhumda, onun o zaman duyduğuna benzer şeyler duyduğum zaman, kendi yoksulluğuma şaşıyorum. İnsan kendini, kendi öz dünyasında bulduktan sonra yitiğin anlamı kalır mı? Her şey bizim kendi içimizdedir. Başından bir tel saç düşer de insan bununla ilgilenir mi? Bir Tanrı olabilecekken insan neden uşak olmaya savaşır? Bana o zaman Adamas: "Yalnız kalacaksın sevgilim!" demişti. "Uzak ülkelerde baharı aramaya giden kardeşlerin, o soğuk iklimde bırakıverdikleri bir turna yavrusu gibi, gerilerde tek başına kalıvereceksin."

Böyledir dostum: Ne denli varsıl olursak olalım, yalnız olamadığımız için; içimizdeki sevgi, biz yaşadığımız sürece yaşadığı için yoksuluz. Adamasımı bana geri ver, benim olan başka her şeyi topla gel, altımızdaki o kocamış, ama yine de güzel dünya yeniden tazelensin. Tanrı bildiğimiz doğanın kolları arasında toplanıp birleşelim, bak o zaman yoksulluğun anlamı kalıyor mu?

Ama sakın yanılıp, bizi birbirimizden ayıran yazgıdır, deme! Yazgıyı yapan biziz, biz kendimiziz! Bilinmezliğin karanlığına, başka evrenin soğuk yabanına atılmaktan sanki zevk alırız. Elimizden gelseydi, belki güneşin diyarını bırakır, kuyruklu yıldızın sınırları dışına atılırdık. Ah, insanoğlunun deli gönlü için yurt bulunamaz. Güneş ışığı topraktaki bitkileri önce yetiştirir, sonra nasıl yakarsa, insan da göğsümde biten tatlı çiçekleri, yakınlık ve sevginin sevinçlerini öylece kendi öldürür.

Hyperion ya da Yunanistan'da Bir Yalnız