hayatı sakinleştiren, zamanı bir kimliğin içine hapseden fotoğraflara duyduğum ilgi, aslında (ufak tefek sevgi eksikliğini saymazsak) ölüme gelinceye dek uzaklaştığım soylu bir acıdan kurtulma isteğidir. başkalarının müziği, başkalarının sakinliği ya da şiddete yakınlığı özgürleşemiyor. çünkü insanlar ve taş parçaları, birdenbire içimizin derinliklerini zapteden ve bu yüzden bize teslim olmaktan başka çare bırakmayan yatışma halidir.

içinde insan olan fotoğraflar uyumsuzdur.
silahlar ve ölümler sevimsizdir.
çocukların tuhaf hallerini aptalca, taşların gelişigüzel ve ebedi sakinliğini duygusuz bulanlar, bu ölümsüzlüğün ilk köleleridir.