fernando pessoa – tabutmag forum
Fernando Pessoa (13 Haziran 1888 – 30 Kasım 1935), Portekizli şair ve yazar.

Lizbon'da doğdu. Beş yaşındayken, müzik eleştirmeni olan babasını kaybetti. Annesi, Portekiz'in Durban konsolosuyla yeniden evlenince yerleştikleri Güney Afrika'da (1896) tam bir İngiliz eğitimi gördü. 1905'te geri döndüğü Lizbon'da yaşamının sonuna kadar kaldı. Geçimini, İngilizce ve Fransızca iş mektupları yazarak kazandı ve yalnız yaşadı.

Portekiz modernizminin öncülerinden olan Pessoa, Milton, Shelley, Keats, Poe, Byron, Whitman, Shakespeare, Baudelaire'den etkilenmiş ve ilk şiirlerini, İngilizce olarak, 1905-1908 yılları arasında yazmıştır. 1912'de, ilk şiirlerini "Portekiz 'Rönesans' " hareketinin yayın organı A Aguia dergisinde yayımladığında, simgeci şiirin ve "saudosismo"nun (geçmişe özlem) etkisi altındaydı. Aynı yıllarda, düzyazı metinler (Fausto, Epithalamium, O Marinheiro, Na Floresta do Alheamento, vd.), eleştiri ve denemeler yazdı. 1913'te, fütürist harekette yer aldı ve Sá-Carneiro ile birlikte Portekiz öncü edebiyatını başlatarak, "paulismo" akımını yarattı. 1914 yılında, her şeyi, olabilecek bütün tarzlarda hissetmek için, kendi içinde gücül olarak bulunan farklı yazar kimliklerini aralarında diyaloğa sokarak, onlara yazı aracılığıyla kurmaca bir gerçeklik kazandırdı. Pessoa'nın farklı yazar kimliklerinin yansıması olan bu kökteş şair ve yazarlar Alberto Caeiro, Alvaro de Campos, Ricardo Reis, Bernardo Soares ve Fernando Pessoa'nın kendisidir. Pessoa'nın kendi şiirleri ve kökteş şairleri aracılığıyla yarattığı şiirler Orpheu, Portugal Futurista, Contemporanea, Atena gibi ancak birkaç sayı çıkan dergilerde yayımlandı. "Vatanım Portekiz dilidir" diyen Pessoa ölümünden bir yıl önce, Portekiz tarihinin okültist ve simgeci bir yorumu olan "Mensagem" adlı şiiri yazdı ve Ulusal Propaganda Sekreterliği'nin açtığı yarışmada ödül aldı.

Fernando Pessoa 30 Kasım 1935'te, 47 yaşında, Lizbon'da karaciğer hastalığından öldüğünde pek az tanınıyordu. Sağlığında yayımlanan dört kitabından üçü İngilizcedir: 35 Sonnets (1918), English Poems I-II ve English Poems III (1921). Portekizce kitap olarak yayımlanan tek eseri Mensagem'dir (1934). Dergilerde kalmış birçok şiir, deneme vb. yazıları vardır. Ardında bıraktığı elyazması fragman sayısı 25-27 bin arasındadır.

Bütün eserleri 1942'de yayımlanmaya başlanmış ve 26 cilde ulaşmıştır.
“gerçekten seven kişi adlî dilekçelere benzer mektuplar yazmaz. aşk, nedenleri bu kadar incelemez, insanlara da ‘yakalanması’ gereken sanıklar muamelesi yapmaz.”
"Modern Meseleler şunlardır:

1)Aynaların evrimi
2)Gardıroplar

Bir bedeni ve ruhu olan, giyinen varlıklar haline gelmiş durumdayız. Ruh bedenle daima uyumlu olduğundan ruhun kıyafet giymesi adet oldu. Bir bedeni olan insanlar olarak giyimli hayvanlar kategorisinde yer aldığımız gibi, aynı zamanda en temel özelliği kıyafetsiz dolaşmamak olan bir ruha sahibiz. Mesele, kıyafetlerimizin bir parçası haline gelmesi değil sadece. Kıyafetin giderek dallanıp budaklanması var bir de, ayrıca ne ilginçtir ki, bedeni doğal zarafetini veren unsurlarla ya da hareketlerle kıyafet arasında hiçbir bağ yok.

Şu anki zihinsel durumumu toplumsal bir örnekle açıklamam istense, hiç sesimi çıkarmadan bir ayna, bir giysi askısı bir de tükenmez kalem gösterirdim."
gerçek ve doğru olan her şeyi
seviyorum;
ve hoşuma gitse de gitmese de,
böyle olacağı için seviyorum.
ve işte, eğer ölürsem ben şimdi,
mutlu bir adam olarak ölürüm,
çünkü her şey gerçek ve her şey doğru.

Poemas Inconjuntos - A. Caeiro
Sanatta kusursuzlaştırıcılık diye bir meslek olsaydı, (sanat) hayatımda nihayet bir işe yaramış olurdum. Bir başkası bir eseri yarattıktan sonra, sırf onu kusursuz hale getirmek için uğraşmak; İlyada belki de böyle meydana gelmiştir.
"Tahtından feragat eden bir kral gibiyim okurken. Nasıl ki kralın asasıyla tacı en yüksek değerine, kral giderken onları yere bıraktığında ulaşırsa; ben de sıkıntının, düşün bütün madalyalarını giriş odalarındaki taşlara bırakıyor, sadece bakışımdaki soyluluğu kuşanmış olarak merdivenleri tırmanıyorum. Ölürcesine okuyorum.

Ve klasiklerin, sakinlerin, acı çekseler bile bunu asla söylemeyenlerin, bana kendimi kutsal bir yolcu gibi hissettirenlerin dünyasında -işte onların dünyasında kendimi kutsanmış bir hacı, amaçsız dünyanın nedensiz seyircisi, çekip giderken, hüznünün son sadakasını son dilenciye veren Büyük Sürgün Prensi gibi hissediyorum."
“Anlaşılmayı her zaman reddettim. Anlaşılmak kendini satmaktır.” (s.11)

“İnsanları sevmeyiz. Sevdiğimiz; birisi hakkında oluşturduğumuz fikirdir. Uydurduğumuz bir kavramı – aslında kendimizi – severiz.” (s.11)

“Aşık olmak, yalnızlıktan usanmaktır; bu yüzden bir korkaklıktır, kendimize ihanettir.” (s.12)

“Hayata ve diğer insanlara tahammül edemem. Gerçekle yüz yüze gelemem. Güneş bile umudumu kırar ve moralimi bozar. Sadece geceleyin, tümüyle yalnızken, içime kapanmışken, unutulmuş ve kaybolmuşken, gerçek ve yararlı hiçbir şeyle bağlantım kalmamışsa, ancak o zaman kendimi bulur ve huzurlu hissederim.” (s.12)

“En çok acıtan hisler, en çok yakan duygular, en saçma olanlardır. İmkansız şeylerin arzusunu duymak kesinlikle imkansız oldukları içindir; geçmişe olmayan şeyler için duyulan özlem; olmuş olabilecekler için duyulan arzu; başka birisi olmadığın için duyulan pişmanlık; dünyanın varoluşundan duyulan tatminsizlik. Bütün bu ruhun bilincinin ara tonları, bizi, kendiliğimizin sonsuz bir gün batımında acı dolu bir manzaranın içinde yaratır.” (s.13)

“Geçmişim, olamadığım her şeydir.” (s.14)

“Erkenden kalktım ve var olmaya hazırlanmak için çok zaman harcadım.” (s.14)

“Hep uyanmanın sınırındaymışım gibi hissediyorum.” (s.14)

“Kaçtığım bütün kavgaların yaralarını taşıyorum.” (s.14)

“Başımıza gelen şeylerin değeri, sürece uzunluklarıyla değil yoğunluklarıyla ilgilidir. Bu yüzden unutulmaz anlar, açıklanamayan şeyler ve bizim için eşsiz insanlar vardır.” (s.15)

“Hayal etmekten başka bir şey yapmadım. Bu, tek başına, hayatımın anlamı oldu. Tek gerçek ilgim, içsel hayatıma olmuştur.” (s.15)

“Her zaman alaycı bir hayalperest olmuşumdur, kendime verdiğim sözün aksine.
Tamamen dışlanmış birisi gibi, geçici bir gözlemci olduğumu düşünerek her zaman gündüz düşlerimin hezimete uğradığını izlerken eğlenmişimdir. İnandığım şeye aklım yatmadı hiçbir zaman. Ellerimi kumla doldurdum, altın olduğunu söyledim ve avuçlarımı açarak akmalarına izin verdim. Kelimeler tek gerçeğimdi. Doğru kelimeler söylendiğinde her şey tamamdı; kalan her zaman olduğu gibi; kumdu.” (s.16)

“Çok hayal kurdum. Artık hayal kurmaktan yoruldum ama hayal etmekten yorulmadım. Kimse hayal etmekten yorulmaz çünkü hayal etmek unutmaktır ve unutmak üzerimizde ağırlık yaratmaz, uyanık kaldığımız rüyasız bir uykudur. Hayallerimde her şeye ulaştım. Uyandığım zamanlar da oldu ama ne önemi var?” (s.20)

“Geçmişte hissettiğimizi bugün hatırlama yalnızca geçmişin kayıp hayatını yaşayan cesetler olduğumuzdandır.” (s.20)

“Bütün yaptığım hayal kurmak. Varoluşumun anlamı sadece bu olmuştur. Kendimle ilgili önemsediğim tek şey içsel yaşantımdır. İç dünyama pencereyi açıp seyrederken kendimi kaybettiğimde en büyük üzüntülerim yok oldu. Asla bir hayalperestten başka bir şey olmaya çalışmadım. Gidip hayatımı yaşamamı söyleyen insanları asla önemsemedim. Daima benden uzak olan şeylere ve olamadıklarıma ait oldum. Benim olmayan her şey daima şiirsel göründü. Hep sevdiğim tek şey saf hiçlikti.” (s.24)

“Henüz yazılmamış bir romanda havada süzülen bir karakterim ve içime hayatı üflemeyi tam olarak becerememiş birilerinin hayalinde var olmadan önce yok oldum.” (s.26)

“Kutsanmış olanlar hayatlarını hiç kimseye emanet etmeyenlerdir.” (s.28)

“Birbirimize görmeden bakıyoruz. Birbirimizi dinliyor ve sadece içimizde kendimizi dışa vuran bir ses duyuyoruz. Diğerlerinin sözleri bizim işitme duyumuzun hataları, kavrama gücümüzün enkazlarıdır. Diğer insanların sözleri üzerine bizim anlamlandırmalarımıza nasıl güvenip inanabiliyoruz.” (s.30)

“Düşüncelerin gözyaşları için değil, ama gözyaşlarının düşünce için çok derin olduğunu sık sık düşünürüm.” (s.38)

“Tanrı ekonomik bir kavramdır. Gölgesinde bütün dinlerin din adamları kendi metafizik bürokrasilerini oluşturur.” (s.38)

“Yazmak kendime yaptığım resmi bir ziyaret gibidir.” (s.43)

“Düşünmeyen insan mutludur.” (s.43)

“Bir hata ve sapma olduğumun, asla yaşamamış olduğumun, akıl ve fikir ile zaman doldurmak üzere var olduğumun farkına vardım.” (s.44)

“Çalışma masama hayata karşı bir sipermişcesine yaklaşırım.” (s.50)

“Sanat yalnızlıktır.” (s.51)

“Yalnızlık beni kederlendiriyor, topluluk beni bunaltıyor.” (s.51)

“Bazı duygular zihni bir sis gibi kaplayan uykulardır, düşünmemize engel olan...” (s.53)

“Hayalperestin eylem adamından üstünlüğü hayal etmenin yaşamaktan çok daha pratik olması ve hayalperestin hayattan daha çok ve çeşitli zevkler çıkarabiliyor olmasıdır. Daha iyi ve daha doğrudan sözcüklerle; asıl eylem adamı hayalperesttir.” (s.53)

“Vatanım Portekizcedir.” (s.56)

“Sanat, hissettiğimizi başkalarına da hissettirmeyi içerir.” (s.56)

“Koku almak ilginç bir görme yeteneğidir. Bilinçaltının âni bir taslağı aracılığıyla duygusal manzaralar çağrıştırır.” (s.57)

“Hayat, birilerinin dolaştığı bir ipliktir.” (s.58)

“Hep içeride yaşadım. Hayata hiç dokunmadım. Ne zaman bir eylemin izini sürmeye başlasam, onu düşlerimde tamamladım, kahramanca. Gerçek bir kılıç, bir kılıç hayalinden daha ağırdır. Büyük ordulara kumandanlık yaptım, büyük savaşlar kazandım, koca mağlubiyetlerin tadını çıkardım- tamamı zihnimdeydi.” (s.61)

“Sarayın arka tarafındaki geniş ve loş koridorda sıka nişanlımla gezindim. Asla gerçek bir nişanlım olmadı. Sevmeyi asla öğrenemedim. Sadece sevmeyi hayal etmeyi öğrendim.” (s.61)

“Din insan soyunun duygusal gereksinimidir. Akılcı bu gereksinimi duymayabilir ama başkalarının duyabileceğini kabul etmek zorundadır.” (s.68)

(bkz:Hiçbir Şey İstememenin Mutluluğu)
154
H.K.

Kendim için kimim ben? Hissettiğim şeylerden biriyim sadece.

Yüreğim çaresizce, delik bir kova gibi boşalıyor. Düşünmek mi? Hissetmek mi? Net olarak tanımlanmış bir şey söz konusu olduğunda nasıl da yoruluruz her şeyden!

Huzursuzluğun Kitabı