“Space does not accommodate things; instead, through their erasures, things delineate space.”

“Uzam şeyleri barındıran boşluk değildir, daha ziyade, şeyler onunla temasları sonucu, sürtünüp aşınmaları (silinmeleri) yoluyla uzama biçim verir.”

— Emmanuel Levinas, “The Transcendence of Words
“The very relationship with the other is the relationship with the future.”
“Kişinin başkasıyla ilişkisi esasında gelecekle ilişkisidir.”

(başkası sadece insan değildir, hayatı sağlayan her entite başkasıdır, ağaç da, hayvan da, su da başkasıdır. gelecek mefhumu, başkasıyla ilişkimizin hep iyiye doğru telafi edilmesinin ve sürdürülmesinin imkânıdır.)

Alterity and Transcendence (1990)
“Resim temsil edilen nesnenin görülmesinde kendine has bir kalınlığa sahiptir, resmedilen şeyden ziyade resmin kendisi bakışın nesnesidir. Temsilin bilinci o şeyin artık orada olmadığını bilmektir; resimde algılanan unsurlar o şey değildir, fakat o şeyin ‘eski giysileri’, renk lekeleri, mermer ya da bronz parçacıkları gibidir. (…) Bu unsurlar, o şeyin bizden uzaklaşmış olduğunu işaret etmek için, sanki temsil edilen nesne ölmüş, bozulmuş, kendi yansıması içinde bedeninden sıyrılmış gibi, onun yerini tamamen doldurur. Böylelikle, resim bizi verili gerçekliğin ötesine değil, bir şekilde onun berisine taşır.”

“Gerçeklik ve Gölgesi”, Sonsuza Tanıklık (2002)
“Temas olarak okşayış, duyarlıktır. Ne var ki okşayış duyarlığı aşar… Sanki okşama, kendi açlığından beslenir. Okşama hiçbir şeyi yakalamaz; kendi biçiminden bir geleceğe – asla yeterince gelecek olmayan bir geleceğe – doğru boyuna kaçıp duran şeyi, sanki henüz değil’mişcesine kendini sakınan şeyi aramaktan ibarettir. Okşama, araştırır, eşeler. [Onun açlığı] bir açığa çıkarmanın değil, bir araştırmanın yönelimselliğidir: Görünmeze doğru yürümektir bu. Belli bir anlamda aşkı anlatır; ne var ki onu dile getirememe yetersizliğinden mustariptir. Okşama, boyuna artan bir açlıkta, bizzat bu ifade edişin açlığını çeker… Okşama, hasım olan bir özgürlüğe hakim olmaya, onu nesnesi kılmaya veya ondan bir rıza koparmaya çalışıyor değildir. Okşama, bir özgürlüğün rızasının veya direnmesinin ötesindekini, henüz olmayan’ı, ‘hiçten az’ı arar.”

“Eros’un Fenomenolojisi”, Sonsuza Tanıklık (2002)
"Söyleme, yüzün karşısında sadece onu seyretmekle kalmayışım, ona yanıt verişim olgusudur. Söyleme, başkasını bir selamlama tarzıdır, ama başkasını selamlama, zaten ondan mesul olmaktır (répondre de). Birisinin huzurunda susmak zordur; bu zorluğun nihai temeli, söylenen ne olursa olsun, söyleme‘ye has anlamda bulunur. Bir şeyden bahsetmek gerekir, yağmurdan, güzel havadan örneğin, ama her halükârda konuşmak, ona yanıt vermek ve şimdiden ondan mesul olmak [ona mukayyet olmak] gerekmektedir."

“Etik ve Sonsuz”, Sonsuza Tanıklık içinde
"[Y]alnızlık varolanla varolması arasındaki ayrışmaz birlik olarak nitelendirildiğine göre, yalnızlık başkaya ilişkin herhangi bir varsayıma bağlı değildir. Başkasıyla önceden verili bir ilişkiden yoksunluk olarak belirmez yalnızlık [o, hayatımızda bir başkasının yoksunluğu değildir]. (…) Özne yalnızdır, çünkü tektir [ondan bir tane daha yoktur, o kendine özdeştir]. Varolanın varolmaya hâkimiyeti olan başlangıcın özgürlüğünün mevcut olması için, yani kısacası varolanın mevcut olması için bir yalnızlığa gereksinim vardır. Öyleyse yalnızlık yalnızca bir umutsuzluk ve bir bırakılma değil, bir yiğitlik, bir gurur ve bir egemenliktir de.

Ben bir tin gibi, bir gülümseyiş gibi veya esen bir rüzgâr gibi var değilim, ben sorumluluktan muaf değilim. Varlığım bir sahip olmayla ikizleşir: Ben kendimle tıkabasa doluyumdur. Maddi varoluş budur işte. (…) Yalnızlık, başkasından yoksun olma dolayısıyla trajik değildir, özdeşliğinin tutsaklığında kapatılmış olduğu, madde olduğu için trajiktir. Maddenin zincirlemesini kırmak, hipostazın kesinliğini kırmaktır. Zamanda olmaktır bu. Yalnızlık bir zaman yokluğudur."

Zaman ve Başka