emil michel cioran – tabutmag forum
Her Şey Ne Kadar Da Uzak! (Ümitsizliğin Doruklarında)

"Bu dünyada neden bir şeyler yapmamız gerektiğini, neden dostluklar kurmak, arzular, umutlar ve hayaller sahibi olmak zorunda kaldığımızı anlamıyorum. Hiçbir karmaşanın ve hengâmenin olmadığı dünyanın uzak bir köşesine çekilmek daha iyi olmaz mıydı? Böylece medeniyetten ve ihtiraslardan elimizi eteğimizi çekebilirdik; her şeyi yitirir ve hiçbir şey kazanmamış olurduk. Zaten bu dünyadan kazanılacak ne var ki? Umutsuzluk içinde mutsuz ve yalnız olan insanlar için kazançlı çıkmanın hiçbir ehemmiyeti yoktur. Her birimiz bir ötekine çok yakınız, yine de kendimizi bir başkasına tamamıyla açsaydık ve birbirimizin ruhlarının ücra köşelerini okuyabilseydik alınyazılarımızın ne kadarını anlayabilirdik?

Kendimize yalnızlıktan ölmenin insanlığın alameti olup olmadığını sormak zorunda kalacak denli yalnızız. Son an gelip çattığında bir teselli bulunabilecek mi? Toplum içinde yaşama ve ölme isteği muazzam bir yetersizliğin işaretidir. Issız bir yerde bir başına ölmek binlerce defa daha yeğdir; hem böylece kimse görmeden melodrama bulaşmadan ölebilirsin. Ölüm döşeğindeyken kendilerine hâkim olan ve bir iz bırakmak için caka satan insanları öyle küçümsüyorum ki! İnsan yalnız olmadıkça gözyaşları onun canını yakamaz. Son anlarını yalnız geçirmekten aciz oldukları ve korktukları için ölürken dostlarını çevresinde görmek isteyenler işte buna sığınırlar. Ölüm anında ölümü unutmak isterler. İçlerinde kahramanca bir güç yoktur. Neden kapılarını kilitlemiyor ve tüm sınırların ötesine taşan bir açıklık ve korkuyla o delice hislerin ızdırabını yaşamıyorlar?

Her şeyden öyle uzaklaştırıldık ki! Oysa bu, her şeyin bize eşit derecede ulaşılmaz olduğu anlamına gelmez mi? En derin ve sahici ölüm, yalnızlık içindeki ölümdür – hatta öyle ki, ışık bile ölümün özü haline gelir. Öyle bazı anlar olacak ki, yaşamdan, aşktan, gülümsemelerden, dostlardan ve hatta ölümden bile ayrı düşeceksin. İşte o an, dünyanın boşluğunun ve kendinin anlamsızlığının ötesinde bir şey olup olmadığını soracaksın."

Çeviren: Ümid Gurbanov
"Yaşamıma sıkıntı tecrübesinin hükmettiğini söyleyebilirim. Bu duyguyu ta çocukluğumda tanıdım. Eğlence, sohbet ya da zevklerle oyalanabilecek sıkıntı değil burada söz konusu olan; tabir caizse temel bir sıkıntı bu ve şundan ibaret: Kendi evinizde veya başkasının evinde, ya da güzel bir manzaranın karşısında, az ya da çok aniden her şeyin içi ve anlamı boşalıyor. İçte ve dışta boşluk. Tüm evren hiçliğin damgasını yiyor. Ve hiçbir şey bizi ilgilendirmiyor, hiçbir şey dikkatimizi hak etmiyor. Sıkıntı bir baş dönmesidir, ama sakin ve yeknesak bir baş dönmesidir; evrensel anlamsızlığın ortaya çıkışıdır; bu dünyada da öbür dünyada da bir şey yapılamayacağının, yapılmaması gerektiğinin, hayrete varan, ya da en üst basirete varan kesinliğidir; bize uyabilecek ya da bizi tatmin edebilecek hiçbir şey yoktur dünyada.

Bu tecrübe sebebiyle -sürekli değildir, ama gider gelir, zira sıkıntı nöbet halinde gelir, ama bir ateş nöbetinden çok daha uzun sürer- hayatımda ciddi hiçbir şey yapamadım.

Gerçeği söylemek gerekirse yoğun yaşadım, ama varoluşla bütünleşemedim."

— Emil Michel Cioran, Ezeli Mağlup
“Zihin faaliyeti kurtarıcı bir sahtekârlıktır, bir es geçme alıştırmasıdır; yumuşatılmış, rahat ve yanlış bir gerçeklikte gidip gelmemize imkân verir. Kavramları çekip çevirmeyi öğrenmek-şeylere bakmayı unutmak…

Düşünüş bir firar gününde doğmuştur; bunun sonucu olarak sözel tumturak gelmiştir.”

Zihin hovardadır, ahlaktan ahlaka sevdalanır. Zihin ilkesizdir, doğru, yanlış her şeyle sırnaşır. Zihin dalaverecidir, bencildir. Bu yüzden hafızamızı zayıflatır ancak işine geleni belleğe taşır. Elinizdeki kitap tam da bunu diyordur: “Hayat, ancak muhayyilemizin ve hafızamızın zayıflıklarıyla mümkündür.
"Özgür olmayı deneyin: açlıktan ölürsünüz. Toplum sizi sadece başarılı bir şekilde köle olmuşsanız veya despotluk ediyorsanız hoşgörür; o gardiyanları olmayan bir hapisanedir ve ölmeden kurtulamazsınız ondan. Bütün aşağılanmalarımız açlıktan ölmeye karar veremememizden gelir."

Çürümenin Kitabı (1949)
“Eminim ki eğer kağıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum. Yazmak, olağanüstü bir tesellidir.”

Ezeli Mağlup
...Ve sarhoşluk geçtiğinde, en aşağıda: "Kıvılcımların mezarı, so­lucanın alay konusu, gökmavisini rahatsız eden bir leş, göklerin kar­navalımsı bir dengi, bugüne dek bir hiç ve kokuşma imtiyazı bile ol­mamış biriyim. Nasıl bir uçurum kusursuzluğuna ulaşmışım ki düşe­cek yerim bile kalmamış?"

Çürümenin Kitabı
Fransızca'dan çeviren: Haldun Bayrı
Metis Kitap
Hıristiyanlık tümüyle bir gözyaşları krizidir ve ondan bize kalan sadece acıdır.

Ortaçağın sonuna doğru “Ölme Sanatı” başlıklı yazı­lardan geçilmiyordu ve olağanüstü ilgi görüyordu bunlar. Böyle bir konunun bugün herhangi bir insanı ilgilendirmesi mümkün mü?

Artık kimse ölümünü düşünmüyor, kimse kafa yormu­yor ölümü hakkında, bizi alıp götürdüğünde bile onunla meşgul değiliz.

Eskiler ölmeyi biliyordu. Ölümü küçümsemek bilgelikle­rinin hiç değişmeyen idealiydi. Bizim için ise ölüm ürkütücü bir sürpriz.

Ortaçağ ölüm duygusunu çok yoğun bir şekilde tanımış­tır. Ama onu son derece sanatkârane bir biçimde varlığın mahrem dokusu içine dâhil etmeyi de başarmıştır. Ölüm karşısında kimse hile hurda yapmak istememiştir. Biz ise, ölüm bize hile hurda yapmadan ölmek istiyoruz.

Cioran, Gözyaşları ve Azizler
Jaguar Kitap, 2015 Çev.: İsmail Yerguz
Alçaklığımızın kaynağını kendimizden olabildiğince uzağa yerleştirebilmek kadar bize hoş gelen, bizi ayakta tutan şey yoktur.

***

Bir varlığın gücü, ne ölçüde yalnız olduğunu bilmek konusundaki yetersizliğinde yatar.

***

Bir davayı savunanların, görünüşte tavizkar, aslında galip tonu kadar iğrenç bir şey yoktur.

***

Birden hayal gücünün coşkunluğundan sıyrıldığı bir an gelir ve kendinizi olacağınız gibi görürsünüz: Bir ders, hayır, bir alçak gönüllülük nöbeti.

***

Kendinizi boşluğa ne kadar çok açarsanız, o kadar derinine batarsınız, kendiniz olma, insan olma, canlı olma kaderinden o kadar çok kaçarsınız.

***

Kim olduğu konusunda kendisini aldatan kişiyle herhangi bir paylaşım tasavvur etmek mümkün değildir.

***

Kendini öldürme fikri, buna tutulmuş kişiye inanılmaz yeni görünür; bu yüzden emsalsiz bir eylemde bulunacağını sanır; bu yanılsama onu işgal eder ve pohpohlar ve onu çok değerli bir vakitten eder.

***

Kendini öldüreceğini düşünmek iyi gelir. Daha huzur veren bir konu yoktur. Ona yaklaşır yaklaşmaz, nefese alır insan. Onun üzerine tefekkür etmek neredeyse bizzat eylem kadar özgürleştiricidir.

***

Kendini öldürmeyi hiç aklına getirmemiş kişi durmadan onu düşünen kişiden çok daha çabucak karar verecektir intihar etmeye. Can alıcı her eylemi düşünmeden gerçekleştirmek ince eleyip sık dokumaktan daha kolay olduğundan, intiharın el sürmediği zihin bir kez ona itildiğini hissetti mi, bu ani itki karşısında savunmasız kalacaktır.

***

Var olmak, şimdi ölmekle herhangi bir zamanda ölmenin bir olduğunun ne kadar da anlamadığımızı kanıtlamaktadır.

***

Eylemde bulunduğum sürece, yaptığım şeyin bir "anlam" barındırdığına inanırım, aksi halde onu yapamazdım. Eylemeyi bırakıp da failden yargıca dönüştüğüm an, söz konusu bu anlamı artık bulamam.

***

Boşluk, baş döndürmeyen uçurumdur.

***

(bkz:Yeni Tanrılar)
Her şeyin temelden yoksun olduğunu bulmak, ama bunlara bir son verememek.

***

Sizden eylemler, deliller, eserler istiyorlar oysa sizin tüm üretebildiğiniz biçim değiştirmiş gözyaşlarından ibaret.

***

Bir düşünce, tek ve biricik ama evreni paramparça edecek bir düşünce tasavvur etmek.

***

Kendimizi gerçekleştirmemiz ve üretmemiz ancak kendimizi tanımadığımız ölçüde mümkündür.

***

Delilik belki de artık değişim geçirmeyen bir acıdan başka bir şey değildir.

***

Talihsizlik fikrine sahip olduğumuz sürece hiçbir endişe duymayız. Bu fikre başvurur başvurmaz yatışır, her şeye katlanırız, hani neredeyse adaletsizliğe ve illete uğramaktan memnun oluruz.

***

Başkalarında şarlatan oldukları duygusu yoktur ama öyledirler; bense... En az onlar kadar şarlatanımdır ama bunu bilir, bundan ıstırap duyarım.

***

Yaşamı öyle çok kötüledim ki ona hakkını vermeyi istediğimde, yanlış tınlamayan hiçbir sözcük bulamıyorum.

***

Özgürlüğü değil, özgürlüğün görünüşlerini talep ediyoruz.

***

Bilgelik yaralarımızın kılığına bürünür, bize nasıl gizlice kanayacağımızı öğretir.

***

Her şeyi anladığımızı kanıtlayan tek bir işaret vardır: Sebepsiz ağlamak.

***

Ah kendimizi aşağılanamaz kılabilseydik!

(bkz:Yeni Tanrılar)
“Birçok tanrının rejimi altında, coşkunluk paylaşılır; tek bir tanrıya yöneldiğinde ise tek noktada toplanarak şiddetlenir ve sonunda saldırganlığa, imana dönüşür. Enerji artık yayılmaz, tamamen aynı doğrultuya yönelir. Paganizmde dikkat çekici olan, inanmak ve inanmamak arasında, imana sahip olmakla olmamak arasında radikal bir ayrım yapılmamasıdır.”

“Son verme fikri bizi ele geçirdiğinde, önümüzde bir mekan açılır, zamanın dışında engin bir olanak ve ebediyetin kendisi, baş döndürücü bir çıkış kapısı, ölümün ötesinde ölme umudu.”

“Aşırı incelik (raffinement) yetersiz canlılığın göstergesidir; sanatta, aşkta ve her şeyde.”

“Kendimizi gerçekleştirmemiz ve üretmemiz ancak kendimizi tanımadığımız ölçüde mümkündür. Eylemlerinin gerekçeleri konusunda yanılan, kusurlarını ve meziyetlerini tartmaktan tiksinen, yeterliliklerimizin tam manzarasının bizi götürdüğü çıkmazı seven ve ondan ürken kişi üretkendir. Kendisi için saydam hale gelen yaratıcı artık yaratamaz: Kendini tanımak, doğuştan yeteneklerini ve dehasını/cinini (demon/daimon) boğmaktır.”

“Psikanaliz bir gün itibarını tamamen kaybedecek, buna hiç şüphe yok. Gelgelelim saflığımızdan kalan son kırıntıları da mahvetmiş olacak. Ondan sonra artık asla masum olamayacağız.”

“Günün birinde kendimizden daha sıkışmış biriyle karşılaşma umudu olmasaydı, insanlarla ilgilenmezdik.”

Yeni Tanrılar
Çeviren: Murat Erşen, Redingot Kitap