"1979'un sonlarında, Sovyet Güçleri Afganistan‘ı işgal etti.

Resmi açıklamaya göre işgalin sebebi ülkeyi modernize etmeye çalışan laik hükümeti savunmaktı.

Ben 1981 yılında bu konuyla ilgilenen Stockholm'deki Uluslararası
Mahkemenin bir üyesiydim.

O oturumların birinde yaşadığım o en önemli ânı asla unutmayacağım.

O dönemde Freedom Fighters, yani özgürlük savaşçıları, şimdiyse teröristler olarak adlandırılan Radikal İslamın temsilcisi üst düzey bir dini lider tanık kürsüsündeydi.

İhtiyar şöyle gürlemişti:

- Komünistler kızlarımızın namusunu kirlettiler! Onlara okuma yazma öğrettiler!"

Ve günler yürümeye başladı - Eduardo Galeano
“Fernando Silva, Managua’daki çocuk hastanesini yönetiyordu. Noel arifesinde, gece geç saatlere kadar çalışmıştı. Patlayan havai fişekler gökyüzünü aydınlatmaya başlayınca artık gitme vaktinin geldiğine karar verdi. Evde, bayramı kutlamak için onu bekliyorlardı.

Her şeyin yolunda olduğundan emin olmak için son bir kez etrafı gözden geçirirken, arkasında pamuksu ayak sesleri duydu. Dönüp bakınca, hasta çocuklardan birinin peşinden geldiğini gördü. Loş ışıkta, bu kara bahtlı, kimsesiz çocuğu tanıdı. Şimdiden ölümle kırışmış bu yüzü, bağışlanmak, belki de izin almak ister gibi bakan bu gözleri biliyordu.

Fernando onun yanına gitti ve çocuk onun elini tuttu.

‘Birilerine söyleyin...’ diye fısıldadı çocuk, ‘birilerine söyleyin benim burada olduğumu.’”

— Eduardo Galeano, “Noel gecesi”, Kucaklaşmanın Kitabı (1989)
“Başka bir denizin öte kıyısında, bir başka çömlekçi ihtiyarlığında işten el çekiyor. Gözleri bulanıyor, elleri titriyor artık, veda vakti geliyor. O zaman başlangıç töreni gerçekleşiyor: Yaşlı çömlekçi genç çömlekçiye o güne kadar çıkardığı en iyi eserini sunuyor. Kuzeydoğu Amerika yerlileri arasında bir gelenek bu, giden sanatçı başyapıtını işe yeni başlayan sanatçıya teslim ediyor. Genç çömlekçi ise bu mükemmel küpü kendine örnek almak için saklamıyor, onu yere vuruyor, bin parçaya ayırıyor, sonra parçaları toplayıp kendi kiline katıyor. Bu tür bir belleğe inanıyorum ben.”

“Bellek Üzerine Pencere”, Yürüyen Kelimeler (1994)
“Diego denizi hiç görmemişti.
Babası, Santiago Kovadloff, onu denizi görmeye götürdü.
Güneye gittiler.
Deniz yüksek kum tepelerinin ardında uzanmış, beklemekteydi.
Çocukla babası uzun bir yürüyüşten sonra kum tepelerine ulaştığında deniz gözlerinin önünde patlayıverdi.
Öyle uçsuz bucaksız, öyle parıltılıydı ki bu güzellik karşısında çocuğun dili tutuldu.
Nihayet, titreyerek, kekeleyerek konuşmayı becerdiğinde babasına yalvardı:
‘Yardım et de göreyim!’”

“Sanatın İşlevi”, Kucaklaşmanın Kitabı (1989)
"Eğlence endüstrisi yalnızlık pazarından geçiniyor.
Teselli endüstrisi kaygı pazarından geçiniyor.
Güvenlik endüstrisi korku pazarından geçiniyor.
Yalan endüstrisi aptallık pazarından geçiniyor.
Peki başarılarını nerede ölçüyorlar? Borsada.
Silah endüstrisi de öyle yapıyor.
Hisselerindeki değer artışları her savaşın en iyi haberi."

“Haber Bülteni”, Zamanın Sesleri içinde (2004)
“Helena rüyasında bizi görmüş.

Bir havaalanındaymışız ve tüm havaalanlarında olduğu gibi bir makineden geçmek için sırada bekliyormuşuz. Makineden yastıklarımızı geçirmemiz gerekiyormuş.

Önceki gece kullanılan yastıklar cihazdan geçerken rüyalar okunuyormuş.

Makine, kamu düzeni için tehlikeli rüyaları tespit ediyormuş.”
“Irak henüz Irak değilken ilk yazılı sözcükler orada doğdu. Kuşların ayak izlerine benziyorlar. İşinin ehli eller sivriltilmiş kamışları kullanarak onları kilin üzerine çizmiş.

Kili pişirmiş olan ateş onları o zamandan beri korumuş. Yok eden veya kurtaran, öldüren ya da hayat veren ateş: tıpkı tanrıların ya da bizim yaptığımız gibi. Çamurdan tabletler ateş sayesinde, iki nehrin arasındaki bu topraklarda binlerce yıl önce anlatılmış olanı bugün de bize anlatmayı sürdürüyor.

Belki de yazının Teksas’ta icat edildiğinden emin olan George W. Bush, yaptığının yanına kâr kalacağının sevinciyle, bugün Irak’a karşı bir yok etme savaşı başlattı. Bu savaşın binlerce ve binlerce kurbanı oldu ve bunların hepsi sadece etten kemikten insanlar değil, orada tarihin birçok hatırası da katledildi.

Canlı bir tarih vazifesi gören sayısız toprak tablet ya çalındı ya da bombardımanlarda yok oldu.”

“Yazının Bulunuşu”, Aynalar: Neredeyse Herkesin Hikâyeleri içinde (2009)
Hepsi orada, mağaraların duvarlarına ve tavanlarına çizilmiş halde duruyor.

Bu figürlerin, bizonların, geyiklerin, ayıların, atların, kartalların, kadınların, erkeklerin yaşı yok. Binlerce yıl önce doğdular, ama biri onlara her baktığında yeniden doğuyorlar.

Bizim o çok eski zamanlarda yaşamış büyük büyükbabalarımız bu mükemmel çizimleri nasıl yapabildi? Vahşi hayvanlara çıplak elleriyle saldıran o kaba saba adamlar bu kadar başarılı resimleri nasıl yapabildi? Kayaların arasından süzülüp havaya doğru uçacakmış izlenimi veren bu çizgileri nasıl çizebildiler? Bunu nasıl yapabildiler?

Yoksa bunları yapan onlar değil (kadınlar) miydi?

“Güzelliğin Bulunuşu”, Aynalar içinde (2009)
Adem ve Havva siyah mıydı?

İnsanın dünyanın dört bir yanına doğru çıktığı yolculuk Afrika'dan başladı. Atalarımız gezegenin fethini ordan başlattılar. Farklı yollar beraberinde farklı kaderleri getirdi ve güneş de renk ayrımı işini üstlendi.

Bugün, dünyanın gökkuşağını oluşturan kadınlar ve erkekler olarak bizlerin gerçek gökkuşağından fazla rengimiz var; ancak, hepimiz Afrika kökenli göçmenleriz. Bembeyaz kişiler bile Afrika'dan geliyor.

Belki de ortak kökenimizi hatırlamayı reddediyoruz, çünkü ırkçılık hafıza kaybına neden oluyor; ya da o çok eski zamanlarda dünyanın tümünün bizim krallığımız olduğuna, üzerinde hiçbir sınır olmayan uçsuz bucaksız bir harita olduğuna ve ihtiyacımız olan yegâne pasaportun ayaklarımız olduğuna inanmak bugün bize zor geliyor.

“Renk cümbüşüne doğru yolculuk”, Aynalar içinde.
"Ahmak bellek, kendi kendini trajik bir nakarat gibi yineleyip durur. Oysa hayat dolu bellek, her gün yeniden doğar: Geçmişten kaynaklanırsa da geçmişin kesin karşısındadır. Alman dilinin tüm sözcükleri arasında Hegel’in en sevdiği, aufheben sözcüğüydü. Aufheben aynı zamanda hem “saklamak” hem de “silmek” anlamına gelir ve böylelikle, ölürken doğan, yıkarken kuran bir insan tarihine saygılar sunar."

Kucaklaşmanın Kitabı