“babam anneme ilk aşık olduğunda, onun kadar olağanüstü birinin onu kabul edeceğinden şüphe duymuş. ayaklarının tuhaflığından öylesine utanırmış ki, onları kimseye göstermek istemezmiş. ama sonra, annemin gizlediği acıyı öğrenmiş. üniversiteden mezun olduğu gün sarhoş bir sürücü, arabasına çarpıp annesini öldürmüş. hemen yanında, yolcu koltuğunda oturuyormuş.

annem görselliğe düşkündü. çiçek ve manzara fotoğrafları çekerdi. ikimiz de turuncu rengi çok severdik. ama başını çevirip de çok sevdiği annesini yanı başında birden cansız hâlde gördüğü o anı düşündüğümde, bakılması zor şeylerden sonsuza dek kaçma isteğini nihayet anlayabiliyorum.

sevgi bize sadece güzellikleri sunsa ne güzel olurdu. ama birbirimizi kaybetme korkusuyla yüzleşmemizi de gerektiriyor. işler sarpa sardığında birbirimize sıkıca sarılmayı da. ve mümkün olduğunda meydan okurcasına kısa mutlulukların tadını çıkarmamızı.”