Marangoz Kuşakov

Bir zamanlar bir marangoz vardı. Adı Kuşakov’du. Bir gün tutkal almak için evinden çıktı. Donmuş karlar yüzünden sokaklar çok kaygandı.
Marangoz birkaç adım atmıştı ki kayıp yere düştü ve alnını yardı.
“Ah!” dedi marangoz, kalktı, eczaneye gitti, bir yara bandı alıp alnına yapıştırdı.
Ama sokağa çıktığında yine kaydı, düştü ve burnunu yaraladı.
“Of!” dedi marangoz, kalkıp eczaneye gitti, bir yara bandı alıp burnuna yapıştırdı.
Sonra yeniden sokağa çıktı, yeniden kaydı, düşüp bu kez yanağını yaraladı.
Tekrar eczaneye gitti ve yanağına bir yara bandı yapıştırdı.
“Anlaşılan,” dedi eczacı marangoza, “öyle sık düşüp yaralanıyorsun ki, hazır gelmişken, yara bantlarını topluca almanı öneririm.”
“Olmaz,” dedi marangoz, “bir daha düşmeyeceğim.”
Ama sokağa çıkar çıkmaz yine kaydı, düşüp çenesini yardı.
“Hay buz belası!” diye bağırdı marangoz ve yine eczaneye koştu.
“Bak, görüyor musun,” dedi eczacı, “işte yine düştün.”
“Hiç de bile!” dedi marangoz, “tek bir kelime duymak istemiyorum. Çabuk bana bir yara bandı ver.”
Eczacı yara bandını uzattı, marangoz çenesine yapıştırıp eve koştu.
Ama kapıya geldiğinde onu tanımadılar ve eve almadılar.
“Ben marangoz Kuşakov!” diye bağırdı marangoz.
“Yok canım, daha neler!” cevabı geldi içerden. Kapıyı kilitleyip üstüne bir de zincirlediler.
Marangoz Kuşakov bir süre merdivenlerde bekledi, sonra yere tükürüp sokağa çıktı.

İşte Böyle Oldu (1998)