Çalışmaları 20 dile çevrilmiş bir Norveçli romancı, kısa öykü ve oyun yazarıdır.

* *

...şimdiden hayalî şeylerin gerçekleştiği yere yerleştirilmişti.

kafasındaki tek düşünce bugün notodden kütüphanesi’nde yeni işine başlayacağıydı. çabucak giyindi, alelacele kahvaltı edip hızlı adımlarla otele pek uzak olmayan kütüphaneye gitti. kütüphane müdürüne ve öteki çalışanlara kendisini takdim etti. ve sonra işe girişti. yeni yaşamına başladı. alüminyum mahallesi denilen yerde, yüksek konumlu bir belediye görevlisinin bodrum katında, tek odalı bir daire kiraladı, her gün değişik zamanlarda yürüyerek merkezdeki işine gitti, çünkü çalışma saatleri değişiyordu, bir tür vardiya sistemi vardı, sabah ve öğleden sonra vardiyaları. çok geçmeden singer tam beklediği ve özlediği gibi kütüphane işlerinde kayboldu. notodden’e kimsenin tanımadığı biri olarak yaşamak için gelmişti sonuçta. tamam, kendi adını değiştirmemişti, ama şimdiye dek yaşanmış bir yaşam olarak ona yapışan otuz dört yılı gizliydi. bu yılları arkasında bırakıştı, onu ziyaret etmelerini istemiyordu, bu yüzden geç yaşında kütüphanecilik yüksekokulunda üç yıllık eğitimine başlamıştı, burada resmî eğitimin yanı sıra, öylesine özlemini çektiği anonim yaşam için de eğitmişti kendisini. yeni bir yaşam, yeni bir gelecek; işte bunları istiyordu. gözden kaybolmak ona her zaman çok cazip gelmişti, hiç kimsenin tanımadığı ve hakkında hiçbir şey bilmediği, daha önce hiç görmediği bir kentte yeniden başlamak.

t. singer, dag solstad, çev. deniz canefe, jaguar kitap, syf. 71-74
singer neredeyse 31 yaşındaydı ve öğrenciydi. o sıralar gökyüzüne, boş gökyüzüne yoğunlaşmıştı; öylesine etkili bir manzaraydı ki üniversiteye gidip edebiyat eğitimi almak yerine divanda yatıp buna bakıyordu.

34 yaşındaydı, yeni bir yaşama başlayacaktı. hiçbir üzüntüsü ya da hayal kırıklığı yoktu çünkü neyse oydu; ama öte yandan böyle olduğu için, yeni bir yaşama başlayacağı için özel bir sevinç de duymuyordu.

t. singer, dag solstad, çev. deniz canefe, jaguar kitap, syf. 35
yazarlık girişiminin tümü, bir cümleyi cilalamak için son bir çabadan ibaret kaldı: “güzel bir günde, unutulmaz bir tabloyla göz göze geldi.”

sonra başka bir şey bulmayı denedi. uzun süre, ağaçtaki bir yaprağı tasvir etmeye çalıştı. yaprağın, rüzgârın, ona dokunduğu, içinden geçip kısacık anlardaki titreyişini dile getirmeye çalıştı. ama yapamadı. ve sonbahar geldi, şimdi kızıl kahverengi olan, biraz katılaşan ama sabahları, hatta neredeyse öğlene dek çiyle ıslanan yaprağın kuruluğuna karşın parlayışını tasvir etmeye çalıştı ama yapamadı. yapabilseydi bu unutulmaz bir manzara olurdu, bundan kuşkusu yoktu; yaprağı tasvir etmeye çalıştığı o yıl boyunca, o sıralar hemen hiç kimsenin ağaçtaki bir yaprağı tanımlamaya hiç girişmediğinden habersizdi.

“güzel bir günde, unutulmaz bir tabloyla göz göze geldi. güneş bygland fiyordu’nun üzerine akıyor.” “güzel bir günde, unutulmaz bir tabloyla göz göze geldi. bir yaprak, bir ağaçta. rüzgâr içinden geçiyor.” nihai kararı olacak şeyin girişi bu mu olacaktı? olmadı. iki ihtimali de bir yana attı: “güneş bygland fiyordu’nun üzerine akıyor,” bir yana atıldı çünkü nasıl sürdüreceğini bilmiyordu ve setes vadisi’nde bir fiyordun üzerine doğan güneş manzarası aslında onu pek de ilgilendirmiyordu; anlatıma hayranlığı her şeyden önce hiç gitmediği bir yerde, güneşin doğuşunu böyle anlatabilmesi karşısında duyduğu şaşkınlıktan kaynaklanıyordu. “bir yaprak. bir ağaçta. rüzgâr içinden geçiyor,” da bir yana atıldı çünkü bir yaprağı gerçekten gördüğü şekliyle anlatmayı başaramamıştı.

ama vazgeçmedi. şimdi bu tek cümlenin karşısında oturuyor, günler boyu aslında ders çalışması gerekirken unutulmaz tablonun ne olacağına kafa yoruyordu. derslerle yalnızca arada sırada ilgilenmesine karşın bu cümleye geri dönmediğinde bile son zamanlarda onda etki bırakan şeye bağlı olarak pek çok şeye kafa yoruyordu. ama sonradan bakıldığında tüm yazarlık planlarının altında bu cümle ve unutulmaz tablo düşüncesinin yattığını söylemek yanlış olmaz.

t. singer, dag solstad, çev. deniz canefe, jaguar kitap, syf. 27-28