Donmuş çayırlardan geçiyorduk atlı arabayla şafakta.
Kırmızı bir kanat havalandı karanlığın içinde.

Ve birden bir tavşan koşarak geçti karşıdan karşıya.
İçimizden biri eliyle işaret etti ona.

Bu çok zaman önceydi. Artık ikisi de sağ değil,
Ne tavşan ne de onu eliyle gösteren adam.

Ah sevgilim, neredeler şimdi, nereye gidiyorlar
Karanlıkta parlayıp sönen el, o koşunun izleri, çakıl taşlarının sesi.
Acı duyduğumdan değil, merakla soruyorum.

— Czeslaw Milosz, Karşılaşma
Unut acıyı
başkalarına verdiğin.
Unut acıyı
başkalarının verdiği.
Sular durmadan akar,
yerin dibinden köpürüp durulur,
insan unuta unuta ördüğü toprakta yürür.

Bazen hafiften bir nakarat duyarsın,
bu da ne ola ki dersin, şarkı mı söylüyor biri?
Çocuksu bir güneş ısınmaya başlar,
bir torun ve bir torunun torunu doğar,
senin de elinden tutulur tekrar.

Nehirlerin adı sende saklı,
nasıl da sonsuz görünen o nehirler!
Toprağın dinlenmeye durmuş,
şehrin kuleleri eskiden oldukları o şey değil,
eşikte duruyorsun dilsiz.

— Czeslaw Milosz, “Unut”