Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno tarafından yazılan kitap.

"Aydınlanma'nın Diyalektiği Frankfurt Okulunun en etkili olmuş yayınıdır. II. Dünya Savaşı sırasında yazılmış ve bir süre gizlice çoğaltıldıktan sonra 1947'de Hollanda'da kitap olarak basılmıştır. Yazarlar Önsözde niyetlerini şöyle açıklarlar: "Aslında amacımız, insanlığın gerçekten insani bir duruma ulaşmak yerine neden yeni bir tür barbarlığa battığını anlamaktan fazlası değildi." Ama kitap bütün bunların da ötesine geçer. Batı tarihinin doğuşunu ve öznelliğin, mitlerde temsil edildiği üzere, doğaya karşı mücadelede kendisini tanımlamasını, günümüzün en tehdit edici deneyimleriyle bağlantılandırır. Pratik hayattan koparılmış bilim, biçimselleştirilmiş bir ahlak, eğlence kültürünün güdümleyici doğası ve paranoit davranış yapısı, saldırgan bir antisem itizmin Aydınlanmanın sınırlarını belirlediğini iddia eder. Yazarlara göre bu öz-yıkımsal eğilim en baştan beri aydınlanmada içkin olarak vardı; yani Nasyonal Sosyalist dehşet modern tarihten bir sapma olmayıp, Batı uygarlığının en temel özelliklerinin ifadesiydi. Adorno-Horkheimer'e göre Batı aklının bu öz-yıkımı, toplum ile doğaya egemen olmanın tarihsel diyalektiğinden kaynaklanmaktadır. Bu ayrımı ideoloji haline getiren Aydınlanmanın izini söylencesel kökenlerine kadar sürerler. "Mit zaten Aydınlanmadır ve: Ay-dınlanma mitolojiye geri dönmektedir." Bu paradoks Aydınlanmanın Diyalektiği'nin temel tezidir."
İşaretlenmiş

"insanlar 40 ile 50 yaşları arasında garip bir deneyimden geçmeye başlarlar. birlikte büyüdükleri ve şimdiye kadar ilişkilerini sürdürdükleri kişilerin çoğunun alışkanlıklarında ve bilinçlerinde kimi bozuklukların ortaya çıktığını keşfederler. biri, çalışmayı öylesine aksatır ki işi bozulur; öteki, karısının kabahati yokken evliligini bozar; bir diğeri zimmetine para geçirmeye kalkar. ama başından sarsıcı olaylar geçmeyen kimseler de dağılma belirtileri gösterir. onlarla yapılan sohbet sığlaşır, farfaracı, abuk sabuk bir niteliğe bürünür.

yaşlanmaya yüz tutmuş kişi, bir zamanlar başkalarından zihinsel uyarımlar alırken, şimdi bir konuya gönüllü, nesnel bir ilgi gösteren neredeyse tek kişinin kendisi olduğunu fark eder.

bu kimse yaşıtlarındaki gelişmeyi başlangıçta ters bir rastlantı olarak görme eğilimindedir. yalnızca arkadaşları kötüye doğru değişmiştir. belki de bu, o kuşağın kendisiyle ve onun özel dışsal yazgısıyla ilintilidir. ne ki sonunda böyle bir deneyime yabancı olmadığını keşfeder; ama farklı bir bakış açısından; gençliğin erişkinleri gördüğü bakış açısından. o gençken şu ya da bu öğretmeninde, amcalarında ve teyzelerinde, anne ve babasının dostlarında, sonraları da üniversite hocalarında ya da staj yaptığı şirketteki şefinde bir şeylerin yanlış gittiğinden emin değil miydi? bu ister onların gülünç delice davranışları yüzünden, ister mevcudiyetlerinin özellikle boş, sıkıcı, hayal kırıcı olması yüzünden olsun.

bu kimse o sıralarda konunun üstünde fazla düşünmeyip, erişkinlerin bayağılıklarını sadece doğal bir olgu olarak kabul ediyordu. şimdi verili koşullar altında, teknik konulardaki ve belirli anlıksal becerilerini henüz korumaktayken sadece varoluşu sürdürmenin, ergin yaşa gelindiğinde alıklığa yol açtığını kesin olarak görmektedir. güngörmüş kişiler de bu kuralı bozmaz. insanlar gençliklerinde besledikleri umutlarına ihanet edip yaşamlannı dünyanın gidişatma göre ayarladıkları için sanki erken gelen bir çöküşle cezalandırılıyorlar."