MARTİROLOJİ
30 Nisan 1970

"Bütün gün mürekkep şişenizin önünde oturmaktan canınız sıkıldığında, aklınıza gelen her türlü acayip şeyi amaçsızca çalakalem kağıda dökerseniz, yazdığınız şeylerin sizi deliye çevirmeye yeteceğini göreceksiniz."

Yoşida Kenko, Bezginliği Giderici Notlar- 14. yüzyıl
1970
30 Nisan, Moskova

Saşa Mişurin ile yine Dostoyevski hakkında konuştuk. Tabii ki film hakkında önce yazılmalı, nasıl yönetileceği konusunu konuşmak için çok erken.

Dostoyevski romanlarının filmini yapmanın hiç mi hiç anlamı yok. Adamın kendisi hakkında bir film yapmalıyız. Kişiliği hakkında, tanrısı, şeytanı, çalışması hakkında.

Tolya Solonitsin'den harika bir Dostoyevski olur.

- - -

10 Mayıs, Moskova

24 Nisan 1970'de Myasnoye'de bir ev aldık. İstediğimiz evi. Şimdi ne olursa olsun umurumda değil. Bana hiç iş vermezlerse ben de taşradaki evimde oturup domuz ve kaz beslerim, aynca sebze bahçem de olur. Hepsinin canı cehenneme ondan sonra!

Yavaş yavaş hem evi hem de bahçesini düzene sokmalıyız; sonunda harika bir ev olacak, hem de taştan.

Buradaki insanlar iyiye benziyor. Bir tane arı kovanı yerleştirdim bahçeye, balımız da olacak. Bir de kamyonet alabilsek tam anlamıyla düzene gireceğiz. Bu yüzden mümkün olduğunca para kazanmalıyım ki önümüzdeki sonbahara kadar evin tüm eksikliklerini giderebileyim. Kışın da içinde oturulabilir halde olmalı. Moskova'dan tam üç yüz kilometre uzakta, insanlar buraya bir hiç için sürüklenip gelmezler.

Şimdi önemli iki şey:

1- Solaris iki bölüm olmalı
2- Rublev'in dağıtımı olabildiğince iyi yapılmalı.

Ancak o zaman ben de borçlardan kurtulurum. Aynca Duşanbe'deki anlaşma da var.

Eve yapılacaklar:

1- Çatının onarımı
2- Yerlerin tümüyle değiştirilmesi
3- Bir pencereye çift cam ve çerçeve yapılması
4- Kiremitlerin çatıya konması
5- Eve bir soba
6- Cam verandadaki çatlakların tamiri
7- Evin çevresine çit yapımı
8- Kiler
9- Tavanlardaki tahta kaplamaların sökülmesi
10- Verandaya bir soba
11- Odalar arasına kapı
12- Mutfak bahçesine bir banyo
13- Tuvalet
14- Eğer kışın soğuktan donmuyorsa nehirden eve su borusu hattı
15- Banyonun yanına duş
16- Bahçeye çiçek ekmek
17- Verandanın yerlerinin, duvarlarının ve kolonlarının boyanması
25 Mayıs

Bazhanov'u görmeye gittim. Solaris'in iki bölüm olması için Surin'i aramaya söz verdi. Bu iş çabucak halledilmeli, hfila sürüncemede.

Bir an önce deneme çekimlerine başlamalıyız. Khari harkinde tüm oyuncular hazır.

Oyuncular:

Chris - Banionis
Babası - Grinko
Berton - Massiulis
Snaut - Yarvet
Sartorius - Solonitsin
Anne - Tarkovskaya (eğer kabul ederse)
Larissa iyi değil bugünlerde. Çok yakında bebeği olacak. Aman Tanrım!


- - -

4 Haziran

Parçalar yavaş yavaş biraraya geliyor. Komite Solaris'in 4000 m., yani 2 saat 20 dakika olmasına izin verir gibi. Merkez Parti Komitesi çekimin Japonya'da olması hakkında tartışıyormuş.

Larissa doktora gitti, dediğine göre bebeğin ikiz olma olasılığı varmış.

- - -

13 Haziran

Dün Bibi Anderson ile tanıştırıldım. Tüm geceyi onun Khari rolüne uygun olup olmayacağını düşünerek geçirdim. Tabii muhteşem bir oyuncu ama çok iyi görünmesine rağmen o kadar genç değil. Bilmiyorum. Onunla ne yapacağız, henüz karar vermiş değilim. Bizim paramızla da çalışmaya razı. Yazın Bergman'ın filminden sonra sonbaharda çalışmaya hazır olacakmış. Bakalım göreceğiz. Şu an için bir karar veremedim. İra'yla konuşmalıyım.

Ayın on ikisinde Senka'yı okula götürdüm. Anladığım kadarıyla başarısız ama öğretmeni açık görüşlü, hiçbir şey söylemedi. Neyse en azından şimdilik okul söz konusu olduğunda her şey yolunda sayılır.

- - -

15 Haziran

Kolya Şişlin bugün geliyor. (Olağanüstü hoş ve efendi bir adam.) Ona Aydınlık Gün'ü okumak isterim.

Bu bir şeye "zirveden" yaklaşmanın tek yolu. Belki bazı iyi önerileri olabilir.

- - -

11 Temmuz

Ne zamandır hiçbir şey yazmadım. Bibi Anderson ile kocası buradaydı. Bibi Solaris'de oynamaya çok hevesli. Şüphesiz parlak bir oyuncu. İra'yla farklı bir makyaj tekniği kullanarak bir deneme çekimi daha yapacağım, eğer ondan gene de emin olamazsam Bibi'yi "deneyeceğim". Üstelik de şansımıza Sovyet parasıyla çalışmaya razı, bu bir başka deyişle neredeyse bedava çalışmaya razı demek.

Larissa yarından sonra hastaneye gidiyor.

Kelvin'in evi için mekanı bulduk. Bence çok iyi. Aksöğütler ve küçük bir göl. Başka bir yerde de yine aksöğütlerin olduğu bir nehir kıyısı. Dekoru inşa etmeye başlamalıyız. Erkek oyuncular konusunda bir endişem yok; Yarvet ve Banionis harika oyuncular. Solonitsin ve Grinko'nun biraz daha Rus ekolü bağlamında (yarı amatör) çalışma yapmaya ihtiyaçları var.

(Köyden bir kadın yaşından şikayet eden bir adama: "Hâlâ önünde her şeyin var!" der.)

Bibi Aydınlık Gün'deki anne rolü için şahane olabilir.

Dün Karasik'in Çehov'un Martz'sına yaptığı inanılmaz kurgunun kopyasını izledim. Bu kez işleri iyice mahvedecek.

- - -

12 Temmuz

Dün sarhoş oldum. Ve bıyığımı kesmişim, bu sabah fark ettim. Tüm resmi fotoğraflarım bıyıklı.

Tekrar bıyık bırakmalıyım.

Laroşka'mı çok seviyorum. Harika biri. Neden onu bu kadar çok sevdiğimde içkiyi kaçırıyorum?

Herhalde giden şeyin o çok bilinen şey, özgürlük olmasından.

Larissa bebeği bir an önce dünyaya getirse bari; bu konuda beni tek korkutan, onu hastaneye kendi başıma götürmek zorunda olmam. Bu dehşet verici bir düşünce.
15 Ağustos

7 Ağustos akşamı saat 06.25'te Larissa bir erkek çocuğu dünyaya getirdi: Andruşka. Bir ay gecikmişti, ama doğum çabuk oldu. Eve bugün geldiler, daha doğrusu dün. Grubumuzda bizi kutlayanlar bir tek Rubina ile Tamara Georgevna oldu. Hepsini Allah kahretsin. Biraraya gelip bize bir puset almak istiyorlar. Bir nedenden dolayı Yussov neden böyle pahalı bir hediye düşünüldüğünü öğrenmek istedi. İnsanlar çılgın; insani imajlarını yitirmişler.

Andruşka yedi günlük oldu. Ama bir aylık bebek gibi görünüyor. Çok sakin, hiç ağlamıyor. Bazen nefesi hırlıyor ya da garip şeyler çıkarıyor, o kadar.

Grubun işleri iyi gitmiyor. Dvorşetski hâlâ referansını Omsk yerel komitesinden alamamış.

Japonya'yla bağlantı ya olacak ya olmayacak. Yeteri kadar film vermiyorlar. Kelvin'in evindeki set zamanında kurulamayacak. Yani bu yıl kış çekimi yapılamayacak.

İra ile yeni bir deneme yaptım. İyiydi. Fakat "genel anlamda" - o yüzden hâlâ karar veremiyorum.

Hem Lenya Kozlov'un hem benim senaryo çalışmamız durdu. Zamanı yok. Friedrich güneyden geldi. Senaryoda birkaç değişiklik yapmaya başlayacak.

Belyayev'in önerisiyle tretmam gönderdiğimiz Duşanbe'den hiçbir ses seda yok. Ona para için bel bağlamış durumdayız. Tek kuruşumuz yok ve borç içinde yüzüyoruz. Ne olacak? Hiç mi hiç bilmiyorum.

Andruşka büyük bir oburlukla mamasını yiyerek uykuya daldı. Ne de akıllı bir bebek, hiç ağlamıyor ve de çok huzurlu.

Taşradaki evin çatısı değiştirilse iyi olur; aslında evin tamamı tamir istiyor.
Thomas Mann'i yeniden okuyorum. Adam bir dahi! Venedik'te Ölüm olağanüstü. Hem de saçma sapan konuya karşın!

Soyuzinfilm'den Teynişvili dış pazara bir film yapmayı önerdi. Bakalım göreceğiz. Belki Dostoyevski hakkında olacak. Fakat Aydınlık Gün bitmeden asla.
26 Ağustos

Andruşka çok komik. Karnı doyunca gülümsemeye başlıyor. Adını çağırınca dikkat kesiliyor. Çok tatlı. Fakat başında kepek oldu. Doktor merhem kullanmamızı söyledi.

Japonya işi çözülüyor gibi gözüküyor. Beşimize 2000 dolar verecekler. Bu bir şaka olmalı! Zvenigorod seti 1971 Mayıs sonuna sarkacak.

Larissa'nın kalbi ve göğsü iyi değil. Neyse ki meme ucu iltihabı çabuk geçti. Fakat iki gün boyunca ateşi çok yüksekti.

Stüdyodaki işler çok aptalca gidiyor. Bu genel durumun bir yansıması. Bu nereye kadar böyle gidecek Allah bilir. Birçok gerizekalı iş başında.

- - -

27 Ağustos

Novy Mir'de Ovçinnikov'un Japonya hakkındaki harika öykülerini okuyorum. Muhteşem! Çok zeki ve akıllıca, Osaka'ya gitmeden bunları okuyabildiğim için çok şanslıyım.

- - -

1 Eylül

Vonnegut'un Mezbaha No: 5'ini okudum. Evet, pasifist ve iyi bir adam. Canlı bir yazım tarzı var.

Fakat nerede bizim o mantıksız, yararsız, o muhteşem Rus tekniği. Ne üzücü.

Filmin (Karşılaştırmalar) kitabında amcam Lyova'nın fotoğraflarını da kullanarak illüstrasyonlar yapmak iyi olacak.

Eski kağıtları karıştırırken üniversitede Rublev üzerine yapılan bir tartışmanın kopyası geçti elime. Tanrım, bu ne düzeysizlik. Bir uçurum, çok acıklı. Yalnızca Lenin ödülü sahibi Manin adlı otuz yaşlarında bir matematik profesörü biraz fikir yürütmüş, hepsi o kadar. Onun görüşlerine katılıyorum. Bu birisinin kendi hakkında bir şey söylemek zorunda olması değil. Ama Andrey'i çekerken tam anlamıyla öyle hissettim. Ve bu yüzden Manin'e minnettarım.

"Hemen hemen tüm konuşmacılar üç saatlik film boyunca neden durmadan acıya boğulmak zorunda bırakıldıklarını sordular. Bu soruyu yanıtlamaya çalışacağım.

Öyle çünkü yirminci yüzyıl duygusal enflasyonun yükselişine tanık oldu. Endonezya'da iki milyon insanın doğrandığını gazetelerden okuduğumuzda hissettiklerimiz, buz hokeyi takımımızın bir maç kazanması halinde hissettiklerimizden farksız. Etkilenme derecemiz aynı! Bu iki olay arasındaki korkunç ayrılığı fark edecek durumda değiliz. Algı kanallarımız hiçbir şeyin farkında olmadığımız bir yere çöreklenmiş. Her neyse, bu konuda vaaz vermek istemiyorum. Belki de böyle olmazsa yaşamak mümkün olmayacak. Sadece önemli olan nokta şu ki, bazı sanatçılar var, yaşamın gerçek değerlerini hissetmemizi sağlarlar. Bu, onların ömürleri boyunca sırtlarında taşıdıkları bir yüktür ve biz bu yüzden teşekkür borçluyuz."

Bu son cümle iki saat boyunca bu işe yaramaz kağıtların önünde oturmaya değdi. Şu an koridorlarda korkakça fısıldayarak şikayet edip kızmanın zamanı değil... Bunun zamanı değil şimdi.

Şikayetler anlamsız ve değersiz. Şimdi zaman, düşünüp taşınıp yaşamaya nasıl devam edeceğimize karar vermek. Herhangi acele verilmiş bir karar felaketle sonuçlanabilir.

Burada söz konusu olan, birtakım özel avantajların sağlanması değil, halkımızın, sanatımızın varlığını sürdürme meselesi. Sanatın çöküşü gözle görünen bir gerçekse eğer -ki öyle- ve eğer sanat bir halkın ruhunu temsil ediyorsa, öyleyse bizim milletimiz, bizim ülkemiz can çekişiyor demektir.

Rublev'i Soljenitsin'e göstermeyi çok isterdim. Bundan Şostakoviç'e söz ettim.
3 Eylül

"Gerçek oymacı ustası kör çakıyla çalışır."
(Kenko-Khosi, Bezginliği. Giderici Notlar, 14. yüzyıl)

"Sonbaharda ay tartışılamayacak denli güzel. Ayın her zaman böyle olduğunu düşünen her kim varsa farklılık kavramı yok demektir ve de acınacak haldedir."
a.g.e.

"... Ve niye onca çeşit fikir davetsizce gelip de ruhumuza çörekleniyor, öyle çünkü belki de içimizde ruh yok da ondan. Eğer ruhumuzun efendisi olmuş olsaydı, o zaman şüphesiz yüreklerimiz bunca acıyla dolup taşmayacaktı."
a.g.e.

Dün bir Polonya sinema dergisi için N.P. Abramov'la röportaja gittim. Hoş, rahat fakat son derece sınırlı bir adam. Sinemanın doğası ve kurgubilimle ilgili sözlerim onu irkiltti. Gerçekten bu konuda daha önce hiç düşünmemiş mi acaba? Bana beceriksizce yazılmış ve konuşulmaya değmeyecek denli boş iki kitabını hediye etti. Ne büyük sıkıntı!

Bu yaşlı baylar ne kadar da kibirli! Tüm şu Gerasimov'lar! Şana, şöhrete, ödüllere ne kadar da muhtaçlar! Herhalde ancak bunlar sayesinde daha iyi sinemacı olabileceklerini düşünüyorlar. Son derece acınacak haldeler. Kendilerini sanatçı sayıp bir de üstelik sahte ürünlerle para kazanan zavallı çaylaklar! Bunda da hayli profesyoneller, onu da eklemeliyim.

Yeri gelmişken, Heyse bu konuda acı konuşur: "Sanatçı bozuntusu, yapmaya muktedir olamadığı şeylerle ilgilenmekten adeta zevk alan garip bir insan türüdür."

İçinde bulundukları ortam nedeniyle "çalışma" imkanını bulamamaktan yakınan şu ressam, şair ve yazarlara da aynı şekilde acıyorum doğrusu. Tabii onlarınki çalışmak değil, çalışmaktan söz edip parakazanmak Bir insanın yaşamak için çok fazla şeye gereksinimi yok. Önemli ve güzel olan, çalışırken özgür olman. Tabii çalışmanı yayınlatman ya da sergilemen de önemli fakat eğer sen hiçbir kimsenin iznini almadan çalışabilecek durumda değilsen bunun pek önemi yok.

Oysa sinemada bu imkansız. Devletin izni olmadan tek kare bile çekemezsin. Kendi paranı kullanıyor olsan dahi. Bu hemen hırsızlık, ideolojik saldırı ya da bozulma olarak yorumlanır. Bir yazar yeteneğine rağmen yazdıklarını basacak kimse yok diye yazmayı bırakırsa o zaten yazar değildir. Bir sanatçı; yeteneğiyle birlikte devamlı ve bitmek tükenmek bilmeyen yaratma arzusuyla diğerlerinden ayrılır.
5 Eylül

Bugün Abramov'un aptalca sorularını yanıtlamak zorundayım. Andruşka'nın süt bezleri iltihaplandı, hastanede onu tentürdiyotlu bezlerle sardılar. Zavallı çocuk! Bütün gün boyunca gülümsedi.

Japon vizesi hakkında endişelenmeye başladım. Tabii ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Bu hazırlık bile insanı deli etmeye yeter. Serginin sonuna dek oraya varamazsak hiçbir şeyi çekmeye zamanımız olmayacak. Filmi şehirde çekmek zorunda kalacağız. Ne aptallar. Tanrım beni bağışla!

Bazen öyle bir duyguya kapılıyorum ki sanki ben filmlerini, esas olarak, kendi zevki ve yararına yapan bağımsız bir bireyim! Bu faaliyetim de türlü protestolara ve direnişlere neden oluyor.

Prodüksiyon amiri ve kostüm tasarımcısı konusunda ne yapacağız?

O. Teynişvili, asistanıma Bibi'yi fazla zorlamaya değmeyeceğini, bu işin zor, ayrıca da iyi bir fikir olmadığını söylemiş. Bu kadar. Salı günü bu konuyu görüşeceğiz. Bakalım. Resmi görevliler sanki bu sistem içinde tek işe yarayanlar kendileriymiş gibi herkesi ve her şeyi eleştirme yaklaşımıyla çalışmanın imkansızlığını öne sürerek kendi tembelliklerini ortaya çıkarıyorlar. Fakat G. İ. Kunitsin oldukça farklı. Zaten o yüzden kendi kararlarını uygulamak istediği için zor anlar yaşadı.

Hakikat ne? Hakikat kavramı? İnsani bir şey olmalı, aynı insan gibi eşi olmayan, mutlak değerler içinde insanüstü belki.

Ve eğer insani ise insanın yaşadığı, ortama bağlı kalan insani değerler kadar sınırlı ve kısıtlıdır. İnsanın ne olduğu ile kozmos arasındaki bağ kavranamayacak durumdadır. Aynı şey hakikat için de geçerlidir. Öklit'in belirlediği ve sonsuzlukla yanyana konduğunda anlamsız kalan sınırlarımız içinde mükemmele ulaşmak için sadece insan olduğumuzu resimlemeliyiz. Ruhun mükemmelliğini arzulamayan hiçbir insan değerli değildir; bir tarla faresi ya da bir tilki kadar önemsizdir.

Din insan tarafından güçlüyü tanımlamak için yaratılmış bir alandır. Fakat Lao-Çe, "Dünyadaki en güçlü şey ne görülebilir, ne duyulabilir ne de dokunulabilir," der.

Ulaşabileceğimizin ötesinde varolan sonsuz sayıdaki kanunlara ya da sonsuzluk kanunlarına göre Tanrı var olandır. Ardında yatanı kavramayacak durumda olan insan için bilinmeyen TANRI'dır.

Ahlaki anlamda Tanrı sevgidir.

İnsanın diğer insanlara acı vermeden yaşayabilmesi için bir ideali olmalı; manevi ve ahlaki bir ideali.

İyi ahlak insanın içindedir. Toplumsal ahlak değerleri ise bize dışarıdan öğretilendir.

İnsanların içinde iyi ahlakın olmadığı yerde toplumsal ahlak değerleri çürümeye, iflas etmeye ve yok olmaya yüz tutar. İyi ahlakın olduğu yerde ise dış yaptırıma hiç gerek yoktur.

İdeal ulaşılmaz olandır ve bunun anlaşılması insan aklının mükemmelliğinin bir göstergesidir. İdeali elle tutulabilir, ulaşılabilir bir şey olarak tasavvur etmek, sağduyuyu zedeler ve delilikte son bulur.

İnsan parça parça olmuş bir yaratıktır - ortak bir nedenin yeniden bütünleşmesinin ilkesini oluşturabileceğine inananlar çıkabilirse de bu tamamiyle yanlış bir düşüncedir. 50 yıldan fazladır insanlar çalıp çırpıp ikiyüzlülük yapıyorlar, yani kendi 'hedef'lerinin ne olduğu konusunda hemfikirler ancak bu onların gerçek bir birlik oluşturdukları anlamına gelmiyor.

İnsanlar arasında birlik ancak "dava" etik bir ilkeye dayanırsa sağlanabilir. Bu nedenle emek asla yüce bir değer olamaz. Bu teknik ilerlemeyi doğurur. Emek kahramanca bir şey olup ahlaki bir kategori yerine geçtiğinde ilerleme de gerici bir şey olur ki bu da başlı başına absürd bir şey.

Lev Tolstoy, "İş gücünün erdem olduğunu iddia etmek, insanın erdem ve ahlakla beslendiğini söylemek kadar yanlıştır" der.

Onun çizmelerini ayağına geçirip toprağı sürmesi için başka bir nedeni vardı: büyük bir dikkat ve yoğunlukla kendi etini, bedenini tanımak.

"Anlaşılmazın anlaşılması" olanaksız ise, o zaman Tanrı dışında insan da kendi varoluşunu doğrulayamıyor demektir.

Dünyanın üzerinde durduğu üç kaide olan din, felsefe ve sanat insan tarafından sembolik olarak sonsuzluk düşüncesini gösteren kurumlar olarak geliştirilmiştir. Fakat aynı zamanda insan kendisi için kavranabilir (tabii aslında bu, gerçek değerler içinde olanaksızdır) olanın sembolüyle bu sembolü karşı karşıya getirir. İnsanlık böyle geniş kapsanılı daha başka bir şey bulamamıştır. Kabul etmek gerekir ki insan bunu içgüdüleriyle buldu: Tanrı'ya neden ihtiyacı olduğunu anlamadan (böylesi daha kolaydı!) ya da felsefeye her şeyi, yaşamın anlamını bile açıklar!) ya da sanata (ölümsüzlük!).

Sonsuzluk kavramı kısa insan ömrü yanında ne de ilham dolu bir düşünce. Sonsuzluk. Tüm oluşumu sırtında taşıyanın insan olduğuna inandığımı söyleyemem. Ya bitkiler? Onların sırtlarında taşıdıkları hiçbir yük yok mu? Belki de her yerde, evrenin en küçük zerresinde bile var. Bunun doğruluğu insan için iyi olmaz, onun vazgeçmesi gereken pek çok şey var, ama doğanın ona ihtiyacı olmayabilir. Fakat insan en azından yeryüzünde sonsuzlukla yüz yüze kaldığının farkına vardı. Belki de bu yalnızca bir karmaşa. Her şey bir yana, kimse bundaki anlamı açıklayıp kanıtlayamaz. Diğer taraftan, tabii ki, eğer biri bunu kanıtlamaya çalışırsa, aklını yitirir. Tüm yaşamı anlamsız olur.

H. G. Wells'in, insanların bilgi ağacından elmayı koparıp yemeye nasıl korktuklarını anlatan "Elma" adlı bir öyküsü var. Muhteşem bir öykü.

Artık ölümden sonra bir HİÇ, bir BÜYÜK BOŞLUK olduğundan hiç emin değilim ya da bazı akıllı insanların dediği gibi rüyasız bir uyku. Hiç kimse böyle rüyasız bir uykuya dalamaz: eğer dalıyorsa (ki bunu hatırlar) ve sonra uyanıyorsa (bunu da hatırlar) ve bunların arasında ne olduğunu hatırlamıyorsa, mutlaka bir şey olmuştur, o hatırlamıyordur.

Tabii ki yaşamın bir amacı yok. Eğer olsaydı, insan özgür olmazdı; bu amaç için köle olur ve yaşamı bu yeni kriter, kölelik kriteri tarafından yönetilirdi. Aynı hayvanlar gibi yaşamının amacı türünün devamını sağlamak olurdu.

Bir hayvan kölelik özellikleri gösterebilir. Çünkü bunu içgüdüsel bir duyguyla yaşamının amacı olarak hisseder. Bu yüzden hareket alanı sınırlıdır. Öteki yandan insansa hep mutlağa ulaşmaya çalışır.
7 Eylül

Çocuklarımız nasıl olacak? Bu bize çok bağlı. Fakat aynı zamanda onlara da bağlı. İçlerinde özgürlük için savaşma gücü olmalı ki bu kesinlikle bize bağlı. Kölelik içine doğmuş ve orada büyümüş bir insana bu vazgeçilmesi zor bir huy gibi gelebilir.

Bir taraftan gelecek kuşak için barış güzel bir şeyken, diğer taraftan da tehlikeli bir şey. İçimizdeki sanata karşı duyarsızlık ve burjuva tutumu barışa ve huzura karşı her zaman bir tehdit unsuru oluşturuyor.

Ne olursa olsun, onlar hiçbir zaman ruhsal tembellik ve duyarsızlığa düşmemelidir. Çocuklara aşılanacak en önemli şeyler erdem ve onurdur.

Ne olursa olsun Aydınlık Gün'ü yapmalıyım. Bu aynı görevin bir parçası. Bir görev.

Hiç kimseye hiçbir şey borçlu olmamak ne korkunç ve onursuz bir şey. Çünkü bu hiçbir zaman gerçek olamaz. Böyle bir görüşü savunmak için insanın gözünün kör olması gerekir.

Bugünlerde böyle çok insan var. Arturo M. de bunların tipik temsilcisi. Galiba artık onu çözdüm. Çok zayıf bir insan. Hem de kendine ihanet edecek kadar zayıf. Kendini insan bundan daha fazla alçaltamaz bence.

Lenya Kozlov ile Karşılaştırmalar üzerinde çalışıyoruz. Çok zor gidiyor. Her şey hakkında açık ve dosdoğru konuşmak istiyoruz. Fakat bazı sorular tabu ve şu ya da bu şekilde yazılmak zorundalar. Teori konusunda biraz daha yol almamız gerek.

Devamlı olarak Aydınlık Gün'ü düşünüyorum. Çok güzel bir film olabilir. Aslında tamamiyle kişisel deneyime dayalı örnek bir film olacak. Bu yüzden de eminim ki onu görenler için önemli bir film olacak.

Solaris'i bir bitirirsem, daha başlamadık bile. Bu bütün bir yıl sürecek, ne sıkıcı bir yıl... Çalışacak kimse yok.

Prodüksiyon amirinin işine son verdim. Ayrıca kostüm tasarımcısının da. Onların yerini kimler alacak? Stüdyoda neredeyse hiç kimse yok.

Banionis'ten Amerika gezisinin bahara ertelendiğini bildiren bir telgraf geldi. Tam ona ihtiyacımız olduğunda. Her yeni gün bir öncekinden daha sıkıntılı. Eğer Banionis yoksa, kim var? Belki Keşa Smoktunovskiy?

Hemen Bibi problemine bir çözüm getirmeliyim.

Fakat hangi açıdan? Nasıl başlamalıyım? Teynişvili söylenip duruyor, ikna olmuş değil.

Şans eseri Novy Mir'de Yevtuşenko'nun Kazan Üniversiteleri'ni okudum. Ne aptalca bir şey. Azap vericek derecede kötü. Düşük avangard. Bu Sibiryalı önceleri çok daha yetenekliydi. Peki şimdi ondan geri kalan ne? "Şampanya içinde ananas dilimleri" ve aşağılayıcı gülümseyişler.

Şenya'nın hayranlık uyandırmak için tuttuğu yol ne acıklı!

Bir keresinde VTO'da gelip bana, "Neden bu kadar acımasızsın Andrey?" demişti. Sarhoştu.

Cevap vermemiştim.

"Biliyorsun, sen bana kar altında geri çekilen Kolçak ordusundan asil kanlı bir beyaz muhafızı hatırlatıyorsun. Ama büyükbabam ya da babam, büyük bir olasılıkla, o sırada karın içindeydiler, gerçek partizanlardı ve onları av tüfekleriyle hakladılar. Bütün subaylar donup kalmıştı, kımıldayacak durumları kalmamıştı çünkü." Sapına kadar hümanist bizim şu Şenya!

Yapılabilecek filmler:

1. Kagol (Martin Bormann'a karşı yürütülen dava üzerine)
2. Fizikçi-Diktatör (değişik versiyonları)
3. Kuleli Ev
4. Ekolar
5. Kaçaklar
6. Yusufve Kardeşleri
7. Soljenitsin'in Matryona'nın Evi
8. Dostoyevski
9. Aydınlık Gün -en kısa zamanda!
10. Dostoyevski'nin (Delikanlı)
11. Jeanne D'Arc, 1970
12. Camus'nün Veba'sı
13. Tilkiyi İki Kişi Gördü

Senaryolar:
1. Son Av ya da Çarpışma
2. Felaket
3. Uçan Adam (Belyaev)

İyi bir zamanda milyoner olabilirdim. 1960'tan beri her yıl iki film yaparak yirmi film yapmış olabilirdim... Bizim mankafalarla bu ancak fazlasıyla şanslı bir durum olurdu.

Bizim köydeki insanların sohbetlerinden: "Dünyada ahmak insanlar var, fakat bunlar su katılmamış ahmak." - "Aptal, Aksyon bir aptal, daha iyi bir yer bulacağım diye kulübesinin yerini üç kez değiştirdi."

Tiyatro yazarları perde kapanmadan önce yer alacak etkileyici repliklere ya da ani dönüşlere fazlasıyla bel bağlarlar. Zevksizlik örneği bence. İyi oyunlarda bunlara hiç gerek duyulmaz.